22 Şubat 2012 Çarşamba

"herkes bir şey özlüyor anlatacak sözler yok "

Yaklaşık 3 ay elimde gezdirdiğim bir kitabı bitirerek, kişisel rekorlarımdan birini daha egale ettim. Gayette sürükleyici olan bir kitabın elimde bunca zaman sürüklenmesinin en büyük nedeni benim, sonrasında da kitabın 500’e yakın olan sayfa sayısı. Yine de psikolojik gerilim açısından özellikle kitabın ilk bölümünü gayet başarılı bulduğumu belirtmem lazım. Okumak isterseniz kitabın ismi Psiko Analist yazarı da John Katzenbach. Ben bu maceranın da etkisi ile yeni bir kitaba henüz heves edemedim. Kaldı ki uyanık kaldığım vakitlerde ders kitapları okumam bu aralar benim için çok daha faydalı olacağından, çantamda fiziki, sırtımda vicdani bir yük olan kitap taşıma eylemine son verdim.

İtiraf etmek istemesem de, cep telefonu kitap okumamdaki en büyük engellerden biri olabilir. Twitter’dan soğusam da, whatsapp’la sıkı bir ilişki içindeyim ve aslında bundan da hiç memnun değilim. Daha önce bir yerlerde söyledim; whatsapp sayesinde (kullanmayan ve duymayanlar için telefonun msn’i gibi bir şey) tüm yetişkinler elinden telefonunu düşürmeyen ergenlerden farksızız. Akıllı telefonlar vesilesiyle hem yürüyüp, hem de bir şeyler yazmak konusunda epey ilerlediğimiz için, çıkış noktası konuşmak olan telefonları yazışmak için kullanıyoruz. Ve genel kural neticesinde bu işin de suyunu çıkartıyoruz.

Ben takside, yolda bir yerlerdeysem bu durumdan şikayetçi değilim ama evdeyken çalan telefon sesinden ziyadesiyle muzdaribim. Cep telefonunu evde sürekli yanımda taşımak gibi bir huyum olmadığı ( ve genelde evde olduğu süreçte telefonum şarjda olduğu için) için, çalan telefon için yerimden kalkmak falan bana zulüm gibi geliyor. Kaldı ki ev demek laptop demek ki, önümde laptop varken küçücük telefonla yazışma çabası beni gerçekten yoruyor...Yani eğer telefon laptop’a bağlanacaksa evden de whatsapp muhabetlerine dahil olabilirim ama bunun dışında yazılı dedikoduyu ev dışında tutmayı tercih ediyorum.

Sosyal medyanın yaygınlaşması nedeniyle “desperate housewives” ruhuyla yazılan “statüler” de gerçek bir patlama yaşanıyor. Hep söylemişimdir, mesaj vermek amacıyla kullanılan şarkı sözü, özlü söz, başkasının twiti falan filan beni çok yoruyor. Oysa ben bu dönemin msn iletileri ve dinlenen şarkıları ile sona ereceğini düşünüyordum. Ama yok, nasıl hayatlarımızı “başkaları ne der” felsefesine dayandırıyorsak, başkası okusun diye de dolaylı anlatımlara giriyoruz. Sonuçta elde edilen heba edilen enerji, ben ısrarla bunu söylemeye devam edeceğim.

Bir de spor salonunda cep telefonu kullanma ısrarı var ki, cep telefonu ile salona girmeyi yasaklayacak bir salonuna gitmeden bu konudaki takıntımın da sona ereceğini hiç sanmam. İş güç tel.e bağlı olmak mazeretlerine karşı; kafanızı boşaltmayacaksanız ne diye spor yapıorsunuz diyor, kendim çalıp kendim oynuyorum.

ps. başlık şarkısı Köprünün Tam Üstünde ile Melis Danişmend

3 yorum:

melontheroad dedi ki...

Ahh gene sabah bir gülümseme, gene benim de yazmak istediklerimi benden önce yazmak ve yazılmışı varken niye yazayım boşvermişliğim:)
veya benden çok yaşayacaksın:)

"Ama yok, nasıl hayatlarımızı “başkaları ne der” felsefesine dayandırıyorsak, başkası okusun diye de dolaylı anlatımlara giriyoruz." Süper:)

malumafatrus dedi ki...

Ne olursa olsun "niye yazayım boşvermişliği" olmasın:) bloglar öksüz çocuk gibi kalmasın.... (bu lafı en çok kendime söylüyorum bu arada)

melontheroad dedi ki...

tamamdır :))