17 Şubat 2012 Cuma

"bu hikâyeye bir son lazımdı"

Kar münasebetiyle haftalardır süregelen İstanbul mahkumiyeti beni fazlasıyla gerdiğinden, bu haftaya Bandırma'ya kapağı atmayı kafayı koymuştum. Nihayetinde kaç zamandır yağan Marmara Bölgesi için zaten yeter ve artardı ve mevsim normalleri denilen bir şey varsa onlara geri dönüş bir şekilde olurdu.

Havanın durumunu göreyim yine de diyerek biletimi Salı günü aldım. Çok değil yaklaşık 2 saat sonra, "vay efendim Perşembe, Cuma çok fena olacakmış" haberleri yayılmaya başladı. Ben bu kar meftumundaki tepkilerin de haberlerin de %78'nin mübalağa olduğunu düşündüğümden, "yok ya bir şey olmaz" diyerek işime baktım.  İşimle beraber çift taraflı meteroloji sitesi kontrolümü de yaptım. Kaldı ki benim tek derdim kar değildi. Söz konusu IDO ile yolculuk olunca, rüzgarı yoksaymam mümkün değildi. Ve maalesef Cuma da haftanın en rüzgarlı günü olarak tahminlerdeki yerini alıyordu.

Ben strateji ve plan insanı olduğumdan çeşitli planlar üretiyor, yine de otobüsle yolculuk etmem inşallah diye de temenniler de bulunuyordum. Bu noktada kötü havada yol derdimle gerilecek anne ve babam, "haftaya gelirsin" dese de, benim için artık bir başka hafta kalmamıştı.

Cuma sabahı denizotobüsü iptal olur diye Perşembe gecesinden yola çıkayım diye planımı kafamda revize ederek spora gittim. Peki ne oldu, algıda seçicilik münasebetiyle izlediğim hava durumu Perşembe gecesi başlayacak kar haberleri midemde kas yerine taş oluşmasına vesile oldu. Her türlü otobüs yolculuğundan itinayla gerildiğim için, kötü havada bir de gece yolculuğu tecrübesi yaşamayayım diye yeni bir senaryo ürettim. İşim Eskihisar iskelesine yakın olsa da, iş çıkışı Anadolu yakası'na dönerek oradan bir otobüse binme kararı verdim ve işe varımla yoğumla gittim.

Kararsızlık anları sonrasında verilen karar ile borsanın riski satın alması benim nazarımda aynı. Sonsuz senaryo arasında düşünüp taşınıp, nihayetinde karar verebilince sonuçlarını da yaşayıp görmüş gibi oluyorsunuz. Bu nedenle ben de valizimi alıp yola çıkacak olmanın huzuruyla kar'ın yağmasını bekledim bütün gün.  Peki ama ne oldu? Bırakın kar'ı, yağmuru, üstüne bir de güneş açtı. Ben eve gideyim de, kar ister yağar ister yağmaz banane demek isterdim ama kusura bakmayın maalesef o kadar large değilim.

TV, gazete ve toplum aracılığıyla "en kötü kar Cuma günü yağacakmış" vesvesi ile üstümde oluşturulan mahalle baskısının beden götürdükleri az buz değil. Bir de Ataşehir'de otobüs merkezine ulaşmak için çektiğim kısa film tadında sıkıntı var  "dram varsa beni yazın" sloganıma pek yakıştı.

Her şey tozpembe iken gideceğime kesin gözüyle baktığım için, yarın sabahki IDO seferine iptal edilmez bilet alacak kadar cüretkar olduğumdan; paramın yanmaması için en azından sabahki sefer iptal olsa bari diye "ben yandım başkaları da yansın" diye bencilce bir hissiyatım olduğunu itiraf edebilirim. Sonra kendimi aklamak için de, derdim para değil  IDO'nun akşam 19.00 veya 20.00'ye adam gibi (iki gıdımlık esintide iptal olacak denizotobüsü yerine feribot) bir Bandırma seferi koyması olduğunun altını çizerim.

Ve  sıkıcı yolculuğumun  (en azından yan koltuğu boş)  henüz 1.5 saatlik kısmını tamamlamışken, yazının gizli ana fikrini siz yorulmayın diye ilan ederim.

Peki ya o kar hiç yağmazsa?

ps. başlık şarkısı Uzaktan ile Göksel

Hiç yorum yok: