2 Şubat 2012 Perşembe

"biraz daha beklesin not defterimde sıralı işler"


metropol insanının kar'la imtihanı...

Çok şükür bu seferki kar seferinden yazı konusu olacak bir macera yaşamadım. Her gün inatla işe gidip, erken çıkışlar sayesinde okulu kıran öğrenci heyecanıyla vakitlice eve geldim. Buna rağmen "kar yağması" bana sempatik gelmedi. Bir gün de çıkayım kardan adam yapayım, İstanbul'un meşhur yokuşlarında kayarak gençliğime döneyim demedim. Eskiden hissiyatım neydi bilmiyorum ama İstanbul'da yaşadığım süreden itibaren kar kavramına sıcak olmadığım aşikar.. Pek tabi bu içi geçmişliğin de bir işareti ki, benim değil de annemin beni arayarak; "burada kar yağıyor" heyecanını paylaşması da bu işaretin en güzel imzası oluyor.

Servis kullandığım ve köprüye yürüme mesafesinde oturduğumdan, işe gidememe ihtimalim pek mevzubahis olmuyor. Kaldı ki, bendeki manasız inatla sokağa çıkmam gayet zor olsa da işe gidecek bir yol bulurum. Bu nedenle içimdeki sorumluluk duygusunsan gerçekten nefret ediyorum. Ve iklim Akdeniz'den buzul çağına geçiş yaptığında; aslında evden de çalışabiliriz , bugün kimse gelmesin ofise diyecek kadar cool şirketlerde çalışanlara fazlasıyla öykünüyorum.

Bence insanoğlu kış uykusuna yatmaya fazlasıyla meyilli. Havalar iki soğuyunca bu gerçek daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Hiçbir şey yapmak istemezken, üstüne bir de türlü aburcubura meyletmek pek hayraalamet durumlar değil pek tabi. Bu nedenle twitterda da yazdığım gibi, söz konusu dönemlerde yiyilip içilenlerin kalori hesabına eklenmemesini rica ediyorum. Aynı şey, yılın iki haftasında tatil yapan fanilerin yıllık izinlerinde de geçerli olabilir pek tabi.

İş hayatına başladığım günden beri çalışanların da Şubat tatili olmalı önerim, bu hafta itibariyle vuku buldu. Erken çıkışlar, sabahın ilk saatlerinden "kaçta çıkarız ki" ihtimalleriyle oyalanmak bildiğin kar rehaveti çökertti üzerimize. Ne ironik ki, işten zamançalanlar meterolojik nedenlerle gezip tozabilmek yerine çoğunlukla eve gitmek zorunda kaldı. Sanırım eve gitmeyenler de ya maça ya da spora gittiler. Öyle ki, normal zamandan önce gidiyorum kesin boştur diye düşündüğüm spor salonu bir alex kıvamında olmasa da  hatrı sayılır doluluktaydı. Bu da insandan kaçış olmadığı gerçeğini yüzüme bir kez daha çarpmış oldu.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Bu kar'lı dönemin benim için en güzel anlarından biri, erken çıkmak münasebetiyle gittiğim spor salonundan yüzmem. Saatin erken olması nedeniyle de yüzerken dışarıda kar yağışına  da tanık olmamdı.  
ps. başlık şarkısı Göksel ve Sarhoş

3 yorum:

www.tarifeyebak.com dedi ki...

Bir kış mevsiminde İstanbul'a hepi topu zaten kaç kere kar yağıyor ki? Neredeyse yılda 3-5 gün karlı geçiyor. Onda da daha alışamadan kartopu oynama isteğimiz kursağımızda kalıyor. Tabi karlı günlerde trafiğin çok rahat olması da apayrı bir mutluluk kaynağı. Özellikle hergün yaka değiştirenler için.

kusburnu dedi ki...

Hem yuzerim hem gokyuzunu izlerim diye havani da atti yani :))

malumafatrus dedi ki...

sırtüstü yüzme konusunda pek başarılı olamadığımdan, yüzme ve kar'ı izleme faaliyetim senkronize olmadı ama yine de hava atmak için fırsatı bulmuşken kaçırmadım ben tabi.