8 Ocak 2012 Pazar

"zaten ben bunları anı olsun diye yaşadım"


Bir obsesifin günlüğü;

An itibariyle vitrininde indirim yazmayan bir mağaza var mıdır, varsa bu mağazanın ticari bir geleceği var mıdır bilemiyorum. Yeni yıl alışverişiyle kıvama gelen bünyelere, altın vuruş mahiyetinde sunulan indirimlerle ortalık artık resmi bir savaş yeri. 
Kendimi kontrol altına almak ("bir şeyi beğendin diye, hemen almak zorunda değilsin"), sabretmek ("belki fiyatı biraz daha iner" ; "daha güzel bir şey bulurum") ya da sadece basiretsizlik nedeniyle, sadece 1 hafta önce gördüğüm ama daha sonra alırım diye düşündüğüm 3 şey de an itibariyle tarihin tozlu sayfalarına karıştı (pozitif bakış; birçok kadının da gardrobundaki yerini aldı).
Ve benim gün geçtikçe artan obsesifliğim, alışveriş takıntımla harmanlanınca bu 3 fani eşya, bana imkansızın peşinde koşmak suretiyle kendimi mutsuz etmek olarak geri döndü.
Aslında aradığım her şey çok basit. Ama gelin görün ki, ben bir şeyi aramaya başladığım an, o en basit şeyin bile arzında, üretiminde kısacası varlığında türlü sıkıntılar çıkar (Kişisel bahtsızlığım ve tecrübelerimle sabit). 
Geçen sene ara paltoya kavuştuğumdan, bu sene siyah klasik bir palto arayışına girdim. Özellikle hemcinslerimin, "ne kadar basit bir şey aslında" dediğini duyar gibiyim. Ben de zaten bu işin başında; her şeyin basit olacağını düşünmüştüm. Gelin görün ki, şu an olduğum noktada bana hiçbir şey kolay gibi gelmiyor. 
Konuyla kısmi alakalı olarak belirtmeden geçemeyeceğim bir şey var; Türk tekstili bitmiş ama ağlayanı yok. Kadın veya erkek farketmez; tüm klasik palto modelleri (kaz tüylü şişik montlardan bahsetmiyoruz yani) sanırsınız kıyı Ege iklimi için üretilmiş. Palto dediğin şey, hava soğukken giyilen bir şey değilmiş gibi, hepsi trenchkottan bozma bir incelikte. Yani o paltoları alıyorsanız, araba kullanmanız ve arabadan inerinmez de kapalı bir mekana girmeniz şart. Bu noktada modelden ziyade; amacına hizmet etmeyecek olan bir ürünün adını palto diye saçma sapan paralara satılmasına gıcık oluyorum. Tabi bir de, koca koca mağazaların sezonda sadece 3-4 model palto üretmesine de ayrıca asabileşiyorum. 
Kıssadan hisse, birbirinin çok benzeri, fiyat/kalite endeksi saçmasapan birçok palto arasından içime sinen bir şey bulamadım. Sonrasında, hayatın genelinde olduğu gibi içime sinenle idare ederin ortalarında bir yerlerde olan bir paltoda karar kıldım. 
Bu değerli paltonun satıldığı mağazanın 1 Ocak itibariyle indirime gireceğinden de neredeyse emin olduğum için, indirimden bir gün önce gittim ve 1 Ocak planımı da paltoyu almak ekseninde yaptım. Peki sonra ne oldu, yeni yılın ilk hayalkırıklığı o mağazanın indirime girmemesiyle gerçekleşti. Biri olmadı ama ikisinde kesin indirime girer dedim, o da olmadı. Ve sanki o marka favori markammış gibi, yatıp kalkıp indirime girmesini bekledim. Bu ispanyol markamızın Perşembe günü indirime girmesiyle de ( evet doğru tahmin ettiniz; yazıya konu olan marka Zara) ilk günden yollara düşüp, talan edilmiş mağazanın kapısından içeri girdim. 
Peki ama ne oldu? 
Ben kendimi indirimi dört gözle bekliyorum sanırken, bu işin piri olmuş ve planlarını yapmış bünyeler hedeflerine ulaşmanın verdiği mutlulukla ( ya da sarhoşlukla) emin adımlarla ilerliyorlardı. Tabi bendeniz her zaman olduğu gibi, bu kaotik ortamda şapşallaştım. İndirim diye beklediğim şu kadarcık şeymiymiş diye kendime kızdım. Bu kadar kişide olacak, pek de uzun ömürlü olmayacak bu paltoya şu kadar para vereceğime; daha güzel bir şey bulurum diye çok yanlış bir karar vererekten mağazadan çıktım. 
Sonrasında "taktım mı tam takarım, bulamazsan kafayı yerim" felsefeme uygun olarak, bütün akşamımı palto bulma uğruna heba ettim. Elimde bir normal çanta, bir laptop çantası bir de paket, üstüne bir de paltoyla; sonsuz azmimle mağaza mağaza gezdim. İki kere paltomu mağazalarda unutmak suretiyle, koşa koşa geri gittim ve tekstil sektörünün bittiğine kesin kanaat getirdim. 
Acı gerçeklerle yüzleşen bir tilki gibi, Zara'dan alayım bari paltoyu dediğimde de (ki bu o gün oluyor) gezdiğim sayısız başka mağaza ve birkaç Zara sonunda istediğim beden de kalmadığı için, "ya benimsin ya da karatoprağın" kıvamına geldim. 
Anlayacağınız bir palto uğruna manyağa bağlamış haldeyim. Konu artık paltodan çoktan çıkıp, obsesifliğe bağladı bende farkındayım. Yarınımı da palto çilesi için heba edip, bunun sonunda "kısmet değilmiş" diyebilmeyi umut ediyorum.
Almak motivasyonu ile kendimi bu kadar meşgul edecek nasıl bir ruhsal derdim var, bunu da uygun bir indirim karşılığı bir psikayatrist ile irdeleyebileceğimi düşünüyorum.

Bu yazıdan sonraki yazıdan çıkartılabilecek sonuç; Başkasının üzerindeki paltoları göz hapsine alma halleri...

ps. başlık şarkısı Zuhal Olcay ve Olsun 

2 yorum:

honeybunny dedi ki...

merhaba,
resimdeki tarzda bir palto mark&spencerda mevcut. fiyat da 220 tl civarında birşeydi sanırım:)sevgiler.

malumafatrus dedi ki...

çok teşekkür ederim honeybunny, gel gör ki obsesifliğimin sonucunda dün ayrı bir yazı konusu olacak şekilde gidip ilk başta almadığım paltoyu aldım.

Yani artık kafaya takacak başka bir obje bulmam gerek ki, bu konuda pek zaman kaybedeceğimi hiç sanmıyorum:)