16 Ocak 2012 Pazartesi

"hırpalanmış mıydım, yıpratılmış mıydım böylesine?"


zaten ben bunları anı olsun diye yaşadım vol 2;

Bugüne kadar bir Avrasya maratonuna katılmadıysam, köprüyü yürüyerek geçmek gibi bir heves sahibi olmadığımdandır. Gerçi bugün uygulamalı olarak öğrendim ki, köprüyü yürüyerek geçmek için heves ilk şart değilmiş.

Aslında serviste mışıl mışıl uyuyorken her şey pek güzeldi. Gözümü açtığımda sis ve beyazlar arasında köprü girişinde olduğumuzu anladım anlamasına da, bulunduğumuz yerden yarım saat boyunca neden ilerleyemedik onu pek anlayamadım.

Topluluk psikolojisi -ki negatif minvalde vurgulamak istersen buna sürü psikolojisi de diyebiliriz - kriz zamanlarında sizin yalnız kalmanızı önlese de, pek hayırlı sonuçlar doğurmadığını söyleyebiliriz. Yoksa, ben neden kar'ın en yoğun yağdığı vakitte servisten atlayıp, kösele olan çizmelerimle köprüyü yürümeye cesaret edeyim değil mi?

Yarım saat boyunca köprünün gıdım kıpırdamaması, köprüden araç geçişinin son bulması nedeniyle, "kim bilir daha ne kadar bekliyeceğiz" gazıyla düştük köprü yollarına. Pek tabiki bomboş köprü ( AVrupa anadolu yönünde taşıtlar ilerlerken, aksi istikamet sadece yayalara açıktı) yolunda yürümek, herkes için başlı başına bir macera olduğundan; köprüyü geçmek için aranılan şartlar arasında yürürken fotoğraf çekip, aynı zamanla telefonla konuşmak yer alıyordu. Hayatımda hiç konuşmadığım kadar telefonla konuştuğum yerin, telefon çekmeyen köprünün olması ironisini bir yana bırakırsak; klasik dip şarjımla bir macerayı daha sonlandırmanın haklı gururunu yaşadığımı belirtmem lazım.

Kıssadan hisse, 18.20'de başladığımız Kavrasya maratonu 19.45'de evimde son bulduğunda, kendimi ne kadar şanslı hissettiğimi anlatamam. Gerçi Yıldız'a geldiğimizde servisimizle yanyana düşmemiz yanlış kararımızı biraz yüzüme çarpsa da, aşırı soğuk havadan buğulanan kafam; spora gidememenin açığını yürüyerek kapattın diyerek kendini teselli edebildi. Nihayetinde bugün evden taşınsam, ev sahibim Boğaziçi Köprüsüne/ Avrupa yakasına yürüme mesafesinde diye de ilan verse, kimse de kendisine "ne diyorsun abi sen" diyemez.

Bugünkü trafik çilesine yürüyerek ya da arabada/serviste cinnet geçirerek maruz kalanların bir kısmı bu şehrin yönetimini seçen ve bir sonraki seçimde de muhtemelen seçecek insanlar. Onlar için, mevsim normallerindeki bu kar yağışı Allah'tan, bu nedenle çekilen çile de bir nevi kader. Bir kısmı ise, kaç gün öncesinden tüm uyarıların verildiği saatlerde köprüyü (klişe tabirle ana arterleri) tuzlamayan, kar ekiplerinin hiçbir yerde görülmediği belediyeyi seçmeyi aklından bile geçirmemesine rağmen çilesini çekmeye mahkum kalan azınlıktan.
Ve bu azınlıklar için, bu şehirde kar eşittir kabus algısından öteye ne yazık ki geçemiyor...Ve neyin uğruna bu mücadele sorusunun cevabı da bir türlü bulunamıyor.

ps. başlık şarkısı Zuhal Olcay ile Olsun

1 yorum:

varol döken dedi ki...

Nihayetinde bugün evden taşınsam, ev sahibim Boğaziçi Köprüsüne/ Avrupa yakasına yürüme mesafesinde diye de ilan verse, kimse de kendisine "ne diyorsun abi sen" diyemez.

bak buna güldüm işte:)