24 Ocak 2012 Salı

"gidilen o yolda kaderi de yenmez mi?"

  • Yakın çevremde pek kitap okuyan kişi yok. Aslında benim yakın çevremde pek insan da yok ama olanlardan en azından biri ile kitaplar konusunda fikir alışverişinde bulunmayı gerçekten çok isterdim. Bu aralar pek düzenli kitap okuyamasam da, kitapsever bir yakının benim için teşvik edici bir motivasyon olacağını düşünüyorum. Hatta bu nedenle, insan sevmesem de kitap klubü gibi gruplara heves ediyorum. Kendimi tanıyorsam, bu heves bir iki ortak faaliyet sonrasında nihayete erer ama yine de, kitap klubüne üye olup, bir kitap üzerine konuşarak beyin fırtınası yapan okurlar varsa, benimle görüşlerini paylaşmalarını gerçekten çok isterim. 
  • Hiçbir iletişiminizin olmadığı kişiye gıcık olmak bir çeşit önyargıysa, bendeniz de bu önyargıdan bolca bulunduğunu itiraf etmem lazım. Adı önyargı, iç hissiyat falan ne olursa olsun, sık gördüğüm ama iletişimimin olmadığı her insan hakkında sanırım bir hissiyata sahibim. Ve her dönem bu insanlardan bir tanesi de “en gıcık olunan kişi”olarak belirlerim.
  • Bir süredir bu kişiyi, spor salonundan seçtim. Ufacık tefecik bu hemcinsim, ben soyunma odasına girdiğimde spor kıyafetlerini giymiş, hazır ve nazır olsa da, ben giyinip salona inerken hala ayna karşısında kendine bakmakla meşgul oluyor. Kendinin spor öncesi saçına çekidüzen vermesi, bolca poposunu incelemesi falan en sevdiğim tripleri. Bir de clark kent gözlüğü takınca, diğer hal ve duruşlarıyla beraber bana kendisine gıcık olmaktan başka bir şans bırakmıyor.
  • Nihayetinde sadece spor salonunda görsem, çok da önemsemem. Maalesef ben birine gıcık oluyorsam, zırt pırt her yerde görmezsem içim rahat etmez. Ve ben bunca yıl oldu, bu derdime bir çare bulamadım. Tesadüfse bunun olumlusu ve olumsuzu olması lazım değil mi? Şimdi böyle yazınca, “kendim çağırıyorum, başıma da geliyor” gibi bir durum olacak ama gerçekten bana hep olumsuzu denk geliyor. Ne kadar anlamsız insan varsa türlü çeşitli yerlerde karşıma çıkıyor ama bir insan evladı için de “gördüğüme sevindim”demem mümkün olamıyor.
  • Hele ki, bir figür var ki, kendisini başla 3 yıldır her yerde gördüm diyebilirim. Hiç muhabbetim olmamasına rağmen kendisine sırf bu nedenle de acayip gıcık oluyorum.
  • Spor salonundan bahsetmişken, spor salonu sana uymaz sen ona uyacaksın gerçeğini kabul ettiğimi itiraf edebilirim. Bu nedenle, işi “soyunmak şartsa, en azından vücudu güzel olanlar bu işe soyunsunlar” diyerek işi şekilciliğe döktüm. Bana her türlüsü görsel bir eziyet olsa da, en azından güvenecek bir vücudu olmayanların soyunurken iki kere düşünmesini talep ediyorum.  
  • Yeni yıl döneminde gönderilen sayısız çikolaya inat, bir şirketin üst düzey yöneticisi olsam, en azından yılda bir gün (bu yılbaşı veya doğum günü tarihlerinde olabilir) çalışanlarıma kitap armağan ederdim. Ve bu kitapların da genelde okuduğum kitaplar olmasına itinayla özen gösterirdim. İlkokul klişesi gibi gelebilir ama en değerli hediyenin, sizde yer etmiş bir kitap hediyesi olduğunu düşünnenlerdenim.
Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • “İnsan sevmiyorum ben” dediğim de bana kızanlara bundan sonra şu soruyu soracağımı kamuoyuna iletirim. Twitter’da “İyi ki doğdun Atlas Erdoğan” (bilmeyenler için Gülben Ergen’in büyük oğlu olur kendisi) diye trending topic yaratan lüzumsuz insanları mı, yoksa saçma sapan bir nefretle hayatlarını idame ettirdikleri yetmezmiş gibi, herkesi de bu nefretle yaşamak zorundaymış gibi düşünen /hareket eden faşistleri mi sevmemem kayıp? 
  • Kanyon gönüllü magazin muhabirliği notu; Ertuğrul Özkök (daha çok hafta sonu) mü Eyüp Can (daha çok hafta içi) mı Gina’da daha çok zaman geçiriyor henüz tespit edemedim ama yakın zamanda ikisinden birinin Gina’daki bir masaya isminin verilmesi kuvvetle muhtemel. Kaldı ki, birkaç kez daha denk gelirsek, Ertuğrul Özkök Cumartesileri kiminle (Nişantaşı’ndaysa kuvvetle muhtemel Ahmet Hakan) nerede ne yapıyor yazı başlığını yayınlamam mümkün olabilir.
ps. başlık şarkısı yakın zamanda yazı konusu etmek istediğim Murat Boz'dan Geri Dönüş Olsa

2 yorum:

varol döken dedi ki...

üzüyorsunuz beni sayın blog sahibesi. daha sizinle ne kadar kitap alışverişinde bulunabilirim ki? hem ayrıca sorarım size yakın çevreden kasıt kilometreler ise bir mail yaklaştırmaz mı istanbulları izmir'e:)

malumafatrus dedi ki...

yakın çevreden kasıt, yemek yerken kahve içerken "şöyle de bir kitap okudum, ben etkilendim azizim" diyebilmek ve hatta mümkünse karşıdaki kişinin de kitabı okuması sonrası bir beyin fırtınasında "bak ben hiç böyle düşünmemiştim; tam da o sayfada ben de aynı şeyi düşündüm" diye hayıflanmak.

yoksa okuduğum kitapların birçoğunda önerin, emeğin çoktur Varol Döken, aksini söylesem blog çarpar.