22 Ocak 2012 Pazar

"geri dönüş olsa kalp sana geri dönmez mi?"


Bu hafta sonu gerçekleştirilen tam yüz nakli, bu hafta sonumun sorgu ve suali oldu diyebilirim. Nip Tuck nesili olduğumuz için, estetik ameliyatta geniş bir hayalgücüne  sahip olmakla birlikte, gerçek hayatta estetik denilen hadiseyi burun, elmacık ve silikondan taktırmak sanan fanileriz. 

İşin içinde olmadığımız için tıp alanında dünyanın neresindeyiz pek bilemiyorum. Buna rağmen tam gün yasası ile, tıp sektörünün de katledileceğine, hastaların çaresizliğe itileceğini az çok öngörebiliyorum.

Bu noktada Antalya'dan gelen haberler beni çok heyecanlandırdı. Bana göre böyle bir ameliyata cesaret etmek bile zaten başlı başına büyük olay. Bir de gerekli olan sürenin sonunda her şey istedikleri gibi olursa, asıl o zaman acayip bir mucizeden bahsedebiliriz.

Bendeniz, dikkat dağınıklığını hasını bünyesinde barındıran ama bir konuya merak sardığında da araştırmacı gazeteci kesilen bir insanım. Bu nedenle söz konusu ameliyata dair de hatrı sayılır yazı okudum. Ve kritik 10 gün sonrasında her şey yolunda giderse, geri kalan gözlem süresine dair de her şeyi okumak isterim. 

Tıp alanında çok önemli bu gelişme umarım edebiyat alanında da yankı bulur ve biyografisever yazarlardan biri bu ameliyatı öncesi ve sonrasıyla kitaplaştırır.

Ben face off izlememiş bir sinemacahili olarak, bir insanın 19 yıl süresince (bolca acı hatırayla) taşıdığı bir yüzden vazgeçmesini, yepyeni yüzüne, kendine alışma evresini, hayata veda eden birinin yüzünü taşıma hissiyatını falan çok acayip bir şey olarak görüyorum.


Tabi bir de olayın gerçek hayat kısmı var ki, o da içimi dağlıyor. Bütün organları, yüzü, kol ve bacakları bağışlanan Ahmet Kaya'nın  intihar ederek hayata veda etmesi, ablasının Ahmet'in yüzü hiç gülmedi beyanatı falan beni mahvetti. Yüz naklinin yapıldığı Uğur Acar'ın da daha 40 günlükken yüzünün yanması da bu tıp mucizesinin kadere karşı geliş mi, kader mi olduğunu da sorgulattı bana.

Ve bu mucizeye cesaret eden ekibin başındaki Ömer Özkan da, araştırmacı gazeteciliğimden payını aldı. Kendisini tanımam etmem ama iç hissiyatım onun "kendini Tanrı sayan doktorlardan" olmadığını söylüyordu ki, okuduğum birçok hasta yorumu da bu tezimi destekledi. Ameliyatın başarısı hakkında konuşmak henüz mümkün olmasa da, Ömer Özkan'ın sadece 41  (yazıyla kırk bir)yaşında böyle bir işe kalkışması bile benim kendisine hayran olmama yetti. 

Anlayacağınız bu iki ameliyatın da sağlıkla sonuçlanması, birçok insan gibi benim de mucizelere olan inancımı tazeleyecek. Düşünmek istemiyorum ama işler planlandığı gibi gitmezse tersi olursa, hayattaki en büyük intikam aracının umut olduğu bir kez daha ispatlanacak.  

Hiç yorum yok: