17 Ocak 2012 Salı

"gel sen de yüzleş içindeki gerçek senle şimdi"




Ocak ayı itibariyle yepyeni diziler hayatımıza girdi. Artık Leyla ile Mecnun ve Behzat Ç'yi bile gününde izleyemeyen bir insan olarak, yeni dizilerle derin bir bağ kurmaya niyetim yok. Ama her yeni dizi ilk yayın haftasında en az 5 tekrarı olduğundan, hepsine dair pek tabiki bir fikir edindim.

Aslında bu yazımıza sadece üç yeni diziyi konu edeceğim. Son, Koyu Kırmızı ve Yalan Dünya.

SON bu üç dizi arasında en çok merak ettiğim ve gelecekte de (hepi topu 23 bölüm kaldı) izlemek istediğim dizi. Pek tabiki bu hevesin en büyük nedeni senaryosunun Berkun Oya tarafından yazılması. Aksi takdirde Nehir Erdoğan'ın oynadığı bir diziyi merak etmem pek kolay olmazdı. 

İlk iki bölüm konuşmak için erken olsa da, düz mantığımla bazı çıkarımlar elde ettim. Öncelikle Pazartesi gecesi ve atv'de yayınlanması, aynı yapım şirketinin ( Ay Yapım) ve aynı yönetmenin elinden çıkması, üstüne üstlük iki oyuncusunun aynı olması Ezel'le yeteri kadar çağrışım yapmıyormuş gibi bir de hikayenin başından itibaren flashforward ve flashbacklerle ilerlemek, basit izleyici için "buyrun Ezel'in devamı" mesajını vermekte. Bunca yıllık dizi vizyonuma dayanarak söyleyebilirim ki, Uğur Polat'ın yer aldığı bir dizinin (Yeditepe İstanbul hariç) de sezon sonunu gördüğü pek görülmemiştir. Bu kendisinin çok doğru dizileri tercih etmesi mamafih düz kontakt izleyicinin bu dizilere prim vermemesinin bir sonucudur. Gelin görün ki, gerçek dünyada bu dizi için bir tehlike mi, evet tehlike. 

Sonrasında Yiğit Özşener etkisi var ki, kendisi dakika bir gol bir yamuk yapan eş rolüyle bize merhaba dedi. Senaryonun ilerleyen vakitlerde bizi şaşırtacağını umuyorum ama yok, yine ve yeniden Bay Yanlış olacaksa çok büyük hayal kırıklığına uğrarım söyleyeyim. 

Nehir Erdoğan, bunca zamanki önyargılarımı bana unutturacak kadar başarılı. Gelin görün ki, arızalı insan rolündeki Berrak Tüzünataç (çok güzel o ayrı) ve vurgulu oyuncu Engin Altan DÜzyatan için bunları söylemem pek mümkün değil. 

Son'un rakibi (yayın zamanı itibariyle) Koyu Kırmızı ise, sezon sonunu görür mü bilemiyorum. Acitasyon, klasik hikaye falan bir yana bırakırsak, belki de sadece yayınlandığı kanaldan, belki de Ozan Güven- Özgü Namal ikilisinin uyuşmazlığından bana pek umut vadetmedi. Yanılıyor muyum, hep beraber göreceğiz. 


Ve şampiyon belli ikinci kim dedirten Yalan Dünya. Çok net söyleyeyim, hiçbir şekilde beğenmediğim ilk bölümü. Yani ilk bölüm olması, fazlasıyla karakter olması, biraz zaman/bölüm geçmesi gerektiğini ben de biliyorum ama kimse kusura bakmasın bence bu dizi en çok Avrupa Yakası'nın hatrına izlenecek. Çok eskilerde kalsa da, AVrupa Yakası'nın da ilk bölümlerinda insanları sarsmadığını siz de hatırlarsınız. Yani bir sitcom için ilk bölümde vay dedirtmek zaten imkansız. Ama bu kadar kalabalık ve abartı oyunculukla ( kendi halinde oynayan bir tek Olgun Şimşek'in canlandırdığı Ahmet karakteri -ikizinin tersine- var) ilerleyen bölümlerde de vay yerine ay dedirtmek daha yüksek bir ihtimal. Benim için dizinin iki başrol oyuncusu da kötü oyuncu ki, zaten bu alanda çok iddialı olmadıklarından pek sorun değil ama ben Sarp Apak ve oyunculuğuna hiç ama hiç tahmin edemiyorum sayın okur. Yani zaten kötü oyuncu, ee bir de abartınca varın artık siz düşünün durumları. 

Derin Krek pratiğime dayanarak söylüyorum, dizinin en çok beğenilen karakteri Bartu Küçükçağlayan ise söz konusu karakter böylesine tuhaf olduğu için bu denli başarılı. Vakti zamanında oynadığı Binbir Gece rolünün benzeri bir rolü verin bakalım kendisine bu saatten sonra oynayabilir mi. Çünkü bence artık kendisi, karakter yaratmak yerine, o karakterleri kendisinde bütünleştiriyor , kıssadan hisse iyi bir performans sergilemekten ziyade kendini oynadığı için izleyiciye bu kadar gerçekçi geliyor. 

Diziye dair asıl komik bulduğum şey,  adını henüz bilmediğim kendine çok güvenen ve herkese asılan karizmatik sesli deneyimli oyuncu karakterinin fazlasıyla Berkun Oya'yı andırması. (bu karakterin Avrupa Yakası karşılığı için de Rutkay Aziz'in rolünü hatırlayınız)

Sadece anlamadığım şey, diziyi neden Cuma akşamı yayınlıyorlar. yani Cuma akşamı tv aleminin dram alemidir genelde. Bu nedenle kısa bir süre sonra dizinin gününün de değişmesini bekliyorum.

Toplam 4 dizi bölümü sonunda böyle bir yazı yazmam nedeniyle de, yanlış sektörde çalıştığım gerçeğini bu yazıdan istenirse çıkartabilecek sonuçları içine dahil ediyorum. 

ps. başlık şarkısı Gece ile Aşık mıyız?

7 yorum:

varol döken dedi ki...

varol koşşş malumafatrus blogda türk dizileri hakkında yorum yapılıyor:)

varol döken dedi ki...

bunların arasında bir tek yalan dünya'yı izledim ve bir kez daha türk televizyonculuk tarihinde diğer pek çok türe yer olmadığı gibi sitcom'a da yer olmadığını anladım. çok kötü yönetimi, kreş terk dekorları, berbat kurgusu bir yana, içerik olarak da hâlâ murat, koyyim de tur at'ın ötesine geçemeyen kalitesi bana sadece dizileri yapanlar hakkında değil izleyenler hakkında da vahim düşünceler besletiyor.

bartu küçükçağlayan'ın performansını beğendik diyenlere de şunu söyleyeyim. kamera önünde metazori kafasına göre takılmak, ne yaparsa kabul görmek, hiçbir gerçekliği ve derinliği olmayan bir oyunculuk sergilemek, ne zamandan beri karakter yaratmak oldu merak ediyorum.

füsun demirel için üzülüyorum başka bir şey değil...

varol döken tüm uyuzluğuyla izmir'den bildirdi:)

malumafatrus dedi ki...

Bir gün sırf bu blog için bir Krek oyunu izleyip, görüşlerini yazmanı rica ediyorum Varol.

O zaman uyuzluk kapasiteni görürüz gibi geliyor bana:)

varol döken dedi ki...

izmir'e gelirse haberim olsun sayın blog sahibesi, krek krak yerim ben onları:)

malumafatrus dedi ki...

Sanki İstanbul'a hiç dönmeyeceksin gibi mesajlar veriyorsun Varol Döken. Onlar İzmir'e gelmez, artık sen döneceksin İstanbul'a:)

varol döken dedi ki...

valla siz orada tir tir titrerken ben bahçede güneşleniyorsam en azından bu kış dönmeyeceğim demektir:)

tüm sanat dallarında yeni stratejimi şöyle belirledim: gelene git, gidene gel demek yok:)

Adsız dedi ki...

leyla ile mecnun ezgi asaroğlu ve ali atay'lı haliyle muhteşemdi, hiç kaçırmıyodum ama leyla'dan sonra tadı kaçtı...

şimdiki favorim SON! :)))