20 Ocak 2012 Cuma

"bu dünyada aşıklardan çok acıkanlar var "


Dergi kültürü olan biri değilim. Artık doğru düzgün gazete okumuyorum bile diyebilirim. Bu nedenle kuaförlerde sayfalarını teker teker çevirmek zorunda kaldığım Cosmopolitan, Elle, Vogue, Alem, Hello gibi her türlü dergide “bu ne ya” tepkisini itinayla veriyorum. Kendimi teselli etmek için de, bu dergileri zaten kuaförler, restoranlar ve bekleme odaları için yapıyorlardır, kimse kişisel olarak gidip almıyordur diyorum. Ama yine aynı dergiler sayesinde magazin dünyasının her türlü ünlüsüne dair de bilgi ve fikriyat sahibi oluyorum. Bu dergilere her ay baksanız, zaten tüm camiayı tanıyabilirsiniz, çünkü aslında her derginin kadrolu ünlüleri belli.
Ayşe Kucuroğlu da varlığı magazin dergilerine armağan olmuş isimlerden. Ne tesadüf ki sahibi olduğu Happily Ever After da magazin gazetecilerine bolca ekmek çıkatan ünlüsü bol bir mekan. Bendeniz her zaman ezilenin ve kaybedenin yanında olduğumdan; Happily Ever After büyüyüp, yanındaki Milagro’yu da bünyesine katmadan önce, Milagro’dan da önce Nady’s olarak varlığını sürdüren mekanı pek çok severdim. Gelin görün ki, bir yeri sevmem ticari hüsranının göstergesi olduğundan, önce mekan konsept değiştirdi, sonra da Happily Ever After’ın bünyesine girdi.

Bu detayları da, yazı konusu yaptığım kişiyi sadece iki dergide görüp de hayatı hakkında atıp tutuyorum gibilerinden bir algı oluşmasın diye veriyorum.

Ayşe Kucuroğlu’nun magazin gündeminde 10 kere yer alıyorsa bunun 3’ü mekanı, 5’i de yine bir çocuk doğurması nedeniyledir (geri kalan 2, katıldığı diğer org.lara ait). Yaşını bilmiyorum ama kendisi an itibariyle beşinci çocuğuna hamile.
Buraya kadar benim burnumu sokacağım bir durum yok. Kendi hayatıdır, istediği kadar çocuğu doğurur, bunlara bakar falan filan.

Bendeniz, twitterda da yazdığım üzere maddi duruma bakmaksızın, günümüz dünya şartlarında 3 çocuktan fazla çocuk doğurmayı biraz ilkel buluyorum. İmkanı varsa neden doğurmasın ki tepkisine de genelde, imkandan kastınız sadece iyi okula gönderip, yabancı dil öğretmek mi diye soruyorum.

Ve Ayşe Hanım’ın her doğum öncesinde ve sonrasında kalabalık aile olmaya dair röportajlarının birçok gazetede yer almasını da ultra absürd buluyorum. Özellikle, başkabakan 3 çocuk yapınca burun kıvıranların, Ayşe Kucuroğlu’nu pohpohlamasını büyük bir tutarsızlık olarak değerlendiriyorum. Çocuklarına şahane bakıyordur, doğum sonrası formuna hemen kavuşuyordur falan filan ama niye her doğumda bu açıklamaları yapmayı tercih ediyor gerçekten anlamıyorum.

Ne tesadüf ki, bu haberlerle Angelina Jolie’nin 4. biyolojik çocuğuna hamilelik haberleri de aynı zamanda geldi. Jolie söz konusu olunca, “imkanı varsa doğursun’a” bir de “ama evlat da ediniyor o” savunması ekleniyor. Ama bendeniz de fikriyat değişmiyor. Bana göre, Angelina Jolie ruhundaki bazı açıklıkları sanırım çocuklarla doldurmaya çalışıyor ve bu arada dünya da bir çocuk parkına dönüşüyor. Bunlar da pek tabiki magazin için şapşahane malzemeler oluyor. Bebekle ilk poz hangi dergiye verilecek, ismi ne olacak (ki bu kısım bazı türk ünlüleri için çok önemli), çocuğunu nerede doğuracak, hamilelikte kaç kilo olacak ne kadar günde anoreksiya haline dönecek bunların hepsini kamuoyu şimdiden merak ediyor. Ve sanırım çocuk sahibi olmak da,bazı kişiler için gerçek bir Pr halini alıyor.

Bu agresif hissiyatlarımı; Varol Döken’in çocuk sahibi olmak için ehliyet şart önerisine yüzde 1500 katıldığımı hatırlatarak son veriyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Ayşe Arman’la yapılan röportajın başlığında sarfedilen “Her banyo sonrasında 80 tırnak kesiyordum, yakında 90 olacak “ cümlesinde bir hesap hatası yok mu sizce de? 4 çocuk el ve ayak tırnaklarından 80 ediyor, 5.nin şimdilik sadece el tırnaklarını keserim diye düşünmüyorsa, o tırnak sayısı 100’e çıkacak benden söylemesi.
  • Ayşe Arman’ın başka işlere de el attı, hepsinde de başarılı olduğu dediği şey bir sezon boyunca yıkılan ama sonrasında kapanan Public m,i Alaçatı’da batan mekanları mı hangisi merak ediyorum.
ps. başlık şarkısı Kesmeşeker ve Her şey sermaye için

1 yorum:

varol döken dedi ki...

düşündüm de şu hayatta yaptığım tek aklı başında önerme bu olmuş.

insan iradesine ait her türlü kararı yasaya bağlayan devlet, aslında en önemli kararı nasıl insan'a bırakıyor sorusu başlı başına bir ders konusu zaten.