26 Ocak 2012 Perşembe

"bazıları kurşun asker, yakıp yıkıp esmek ister"

Artık sayısız yazıda mevzu bahis ettiğim üzere ben zayıf bir insan değilim sayın okur. Hayatımın her noktasında bir kilo muhabbeti olması benim obsesif olmamdan değil, sibelcan’ın hayatımıza kattığı balık etli de güzel yalanına inanmamamdandır. Yani bu yazıyı yazarken tamamen öbür tarafta olmadığımı vurgulamak isterim, çünkü konu hassas, kelimelerimin ucu istemediğim yönlere doğru açılsın istemem.

Ben aşırı kilolu insanların bir kısmında zorlama bir sempatinin ardında gizlenmiş agresiflik hali sezinlerim. Aslında bu maske hali kiloya bağlı olmadan birçoğumuz da var ama işte aşırı sempatiklikten, asabiliğe giden yoldaki uçurum beni gerer, o nedenle bu kişilere karşı mesafeliyimdir. Misal Rahşan Gülşan’ı bu nedenle sevmem. Kendisiyle barışıkmış gibi gözüken, herkesle de pek iyi anlaşan imajı çizen Rahşan Gülşan, benim gözümde gerçek değildir. Gizli asabiyetini özellikle TV’de gördüğüm her vakit sezinlerim.

Bu konuya mevzu bahis olacak bir diğer kişi de Ata Demirer’dir. Yine kilodan bağımsız, işi komedi olan adamların hayatlarının genelinde ( ya da en azından kameralar karşısında) pek gergin olduğu malumunuz. Ata Demirer de, işte tam da bu nedenlerlerden–kendisine çok gülsem de- bir türlü ısınamadıklarımın arasında yer alıyor.

Bu hissiyatımın nüksetmesi, geçen gün Berlin Kaplanı galası nedeniyle katıldığı NTV’deki Gece Gündüz programını izlememden kaynaklanıyor. Röportajın yapıldığı yer ile benim spor yaptığım yer yanyana olsa da, ben cardio yaparken TV’den izliyorum kendisini ve bu bana oldum olası biraz tuhaf geliyor. Çok emek verdiğiniz bir işin ilk defa seyirci ile buluşacak olması, üretmenin yarattığı gerilimi falan benim gibi sadece eleştirenlerin anlaması elbette kolay değil ama yine de röportajdaki o imalı halleri falan bende oluşmaya hazır önyargıya bir çentik daha attı. Bir de galiba birkaç kere, Cihangir’de tek başına dolaşırken gördüğüm o sıkıntılı halleri bilinçaltımda yeretti ve bu yüzden kendini gördükçe Cem Yılmaz’ın Ajda Pekkan’a Telsim reklamında sorduğu “ gergin miyiz” sorusu aklıma geliyor.

Kendi ürettiğim tezime inanıp, buraya yazı konusu yapmamı sağlayan bir başka örneğim de her zamanki gibi spor salonundan. Maalesef bizim spor salonunun %80’i fazlasıyla fit insanlardan oluşuyor. Aşırılı kilolu ve spor yapan kesim herhalde %5 bile değildir. Ve bu kesimden biriyle birkaç kez aynı dersi alarak, şişman ve sempatik zorlamasına bir kez daha tanık oldum. Spora yeni üye olduğunu tahmin ettiğim hemcinsim, girdiğimiz derste birçok hareketi yapamadığı için değil, çok konuştuğu için dersin odak noktası oluyor. Sempatik olarak başka konuları ikinci plana atma dürtüsüyle, bütün dersin konsantrasyonunun içine ettiği için de bende pek sıcak duygular oluşturamıyor (gözlemlerin bu hissiyatın sadece bende olmadığının da kanıtı). Birçok dersi hala %100 performansla geçiremediğim için, bir şeyleri yapamamış olmasına laf edecek halim pek tabi ki yok, ama bir şeyleri yapamıyorsa ya azmetmesi ya da vazgeçmesi gerekirken, olayı sadece konuşarak halledeceğini düşünmesi birçok yazımın çıkış noktası olan önyargılarımı perçinlemekten öteye gidemiyor.

Bu yazıyı da şekilci ruhumun aforizmaları başlığı altında tarihin tozlu sayfalarında yerini alıyor...

ps. başlık şarkısı Aşkın Yalanmış ile Göksel

Hiç yorum yok: