21 Aralık 2011 Çarşamba

"i've been a fool, again doesn't matter what i do"

“iyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. ya da hiçbir şey çıkmaz.”

Oğuz Atay’ın bu sözlerinden ben de Leyla ile Mecnun sayesinde haberdar olanlar kervanındayım. Bu sözden önce mutluluğa dair en iyi tarif Yüksek Topuklar’da yer aldığını sandığım “mutluluk böyle bir şey olsa gerek, beklenmeyen ama gelen” satırlarıydı.

Daha önceden bilseydim bu satırları, muhtemelen birçok yazıma başlık yapardım. Beklenenin gerçekleşmemesinin bünyemde yarattığı asabiyet malumunuz...İstenildiği zaman gerçekleşmeyen şeylerin verdiği kabak tadı ise ayrı bir dert.

Misal, hayatımda “sen zayıfladın mı” sorusunu en çok duyduğum dönem aslında bu konuya hiç eğilmediğim vakitlerdir. Ve çaba harcamadığım bir konuya dair iltifat almak da, nedense bende insanları kandırıyormuşum hissi yaratıyor. Zaten iltifat alma konusunda gayet sağlam bir saçmalama potansiyelim var. Üstüne bir de spontan gelişmelerdeki zevzek ruhum ortaya çıkınca, şahane tepkilere imza atıyorum.

İtiraf ediyorum, eskiden “ sen zayıfladın mı” diyenlere; eğer zayıfladığımı düşünmüyorsam yok aslında falan diyordum. Sonra dedim ki, bu iş algı işi; birileri senin zayıfladığını düşünüyorsa zaten zayıflamışsındır. Ondan da artık beyanatlarımı, “ya evet öyle oldu, burun tıkandı iştah gitti” şekline çevirdim. Spor sayesinde kilo vermediğimi ya da veremeyeceğimi bildiğimden, olayın sporla pek ilgisi yok diye de yorumumu her cümlemin sonuna iliştiriyorum.

Her sahiplik, devamına kaybetme korkusunu da beraberinde getirdiği için son zamanlardaki iştahımın bana kaybedilen kiloları geri kazanmak olarak geri döneceğinden de fevkalade korkuyorum. Tabi bu korku iştahımı kesmiyor sadece yemek sonrası pişmanlık olarak mideme ve böğrüme oturuyor. Bir de aslında verdiğim kilo da atla deve değil ama işte algılar sayesinde (pozitif mahalle baskısı) tığ gibi olduğumu sandığımdan, yememem gerektiğini düşünüyor, bunu düşündükçe pek tabi daha çok yiyorum.

Sahiplik ve kaybetme korkusu arasındaki ikilemi de hayatımda sahip olamadığım her şeyin mazereti olarak kullanmaya alıştığımı kederle farkederek, satırlarıma son veriyorum.

Bir sonraki yazı için spoiler; neden hep saçma sapan olayların içinde buluyorum ben kendimi?

ps. başlık şarkısı Mansun ve Fool

Hiç yorum yok: