18 Aralık 2011 Pazar

"geri dönüp biran bile bakmadım bu hayata"

Bir alışveriş manyağı için indirim dönemleri iki ucun keskin bir bıçak. Alınabileceklerin sayısı arttıkça, satın alma alanları da bir o kadar kalabalıklaşıyor. Bununla birlikte, bir mağaza karmançorman hale geldiğin de benim beynim kısmi eror veriyor ve hiçbir şeyi alma gözüyle göremiyor.
Anlayacağınız alışveriş demek, mağazaların kalabalıklaşması ve her şeyin karışması demek olduğundan pek sempati duyamıyorum. Ama artık tüm ürünler, tümden gelerek azami indirim oranı gözönünde bulundurularak fiyatlandırıldığı için sezonda bir şeyler almak da cüzdan/gereklilik endeksine göre pek manalı olmuyor. Anlayacağınız yazarımız; hayatın her bir haltında olduğu gibi burada da , "ne seninle ne sensiz" durumuna vurgu yapıyor...
Benim indirime dair en büyük sıkıntım, tüm markaların aynı zamanda bu işe başlamaması. Evet tüm markaların kendilerine göre bir sırası var. Misal Mango'nun indirime girmesi demek, diğer markalar da yavaş yavaş bu yola girecektir demek. Ve her markanın geçtiği, yüzde 50'ye varan indirim döneminden tüm ürünlerde yüzde 50 indirim dönemi, bir alışverişkolik için büyük bir sınavdır.  O noktada, beklersem kalmaz, birçok kişi aynı zamanda giyer ile belki 1 hafta sonra çok daha ucuza alıcam denklemine bakmak gerekir ki, biz kısaca buna fırsat maliyeti de diyebiliriz.
Bu işin asıl fırsat maliyeti ise, indirim başlar başlamaz alışverişe başlamanın sonunda her şey çok daha uygun hale geldiğinde alım gücünün sıfıra inmesidir. Bilmeyenler için söyleyeyim bir insan alışverişkolikse, alınanlar hiçbir zaman yeterli değildir. Yani siz tüm mağazalardan birer ürün alsanız da, yine de alınamadığı için hayıflanan bir şeyler kalır.
Bu noktada pazarları önce baştan aşağı gezip, sonra alışveriş yapanlar; benim gibi sabırsız oldukları için ilk beğendikleri yerden alıp, ardından kazıklandıklarını anlayanlardan her zaman daha şanslıdır. 
Ve indirim dönemlerinde ihtiyacı doğrultusunda alım yapanlar, hayat boyu öyküneceğim insanlardır.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Çok para kazanan sektörlerden ceza adı altında başka türlü vergi toplayan rekabet kurumu, hayırlı bir iş yapmak istiyorsa indirim döneminde 2. kalite ürün satan markalar ile gerçekten sezon ürünlerini satan markaların açıklanmasını sağlamalı. 
  • Daha öncede yazmıştım ama tekrarlamaktan zarar gelmez; markanın kalitelisi indirimin döneminde kendini belli eder. Hamam gibi spotları olmayan ve soyunma kabinlerinde hep bir taraf açık hissi yaratan perdeler yerine kapı olan mağazalar, alışverişe en uygun yerlerdir.
  • Bazı markaların konumlandırmasına gerçekten gıcık olmaktayım. Misal Network, misal Koton. Network fiyat skalası ile artık Beymen'in bir alt kategorisi olma fikrinden vazgeçti diye düşünüyorum. Sienna Miller ve mağara adamı mankeni reklamlarda kullanmak mı fiyatlarını bu kadar yükseltmelerine neden oluyor gerçekten merak ediyorum.
  • Koton ise, Türk markasıysak kıytırık değiliz diye saçma sapan fiyatlar ile sezonda arz-ı endam ediyor. Fiyatları çok yüksek değil evet ama kalitesi de kalite değil. Hele ki, nakitte şu fiyat kredi kartında şu fiyat stratejisi uygulayarak nasıl bir üst segmente çıkmayı düşünüyor bunu da anlayamıyorum.
  • Bir de yeni yıl ile seksi iç çamaşırı arasındaki korelasyonu çözemiyorum. Kırmızı don konusu malum, ona diyecek lafım yok. Gelin görün ki, iç çamaşırı mağazalarının Aralık ayında vitrinlerinde bir cafcaflanma olmasının altında yatan mesaj nedir, gerçekten merak ediyorum.
  • Geçen sezonun ürününü bu sene yeni sezonmuş gibi satan, tuhaf satış stratejileri olan Vero Moda'yla ilişkim de aşk ve nefret düzeyinde. Sürekli sinir olsam da, ayak alışkanlığı olarak da sıklıkla kendilerini ziyaret ediyorum.  Bu hafta sonuna dair kişisel başarım; 1 ay öncesinde kendilerinden aldığım ama bir türlü örtüşemediğim 1 hırka ile 1 kazağı değiştirmek oldu. Her türlü ıvır zıvırın fişini saklayan ben, nedense bu iki ürünün fişini saklamamışım. Bu nedenle kredi kartından, ürünleri ne zaman aldığıma bakıp, mağazaya bir heves gittim. Fişim olmadığından sadece aynı ürünün rengi ve bedeninde değişiklik yapabileceklerini söylediler. Ama benim amacım başka modeller olduğundan, azmederek onlara cep telefonundan ekstremi mail attım ve istediğim kazakları aldım. Tabi bu süreçte yalnız değildim. Çünkü bendeniz hiçbir iade işlemini bugüne kadar kendi başıma yapabilmiş değilim. Israrı sevmediğim gibi, ısrar etme konusunda da pek başarılı değilim. Bu nedenle hayır cevabını aldığım da, yola devam etmemi sağlayacak bir manevi desteği, kendim gibi "hayır " konusunda gelişmemiş bünyelere tavsiye ediyorum.
  • Ve evet, alışveriş konusunda aslında tedavi edilmesi gereken bir boyutta olduğumu biliyor ama tedaviye vereceğim parayı başka şeyler almak için kullanmanın daha mantıklı olduğunu da düşündüğümden pek çözüm üretemiyorum. 
  • İronik biliyorum ama alışverişi sevmeme rağmen alışveriş merkezlerinin kış ve hafta sonu hallerinden de itinayla nefret ediyorum...
ps. başlık şarkısı geçen haftamın albümü haline gelen Ayhan Sicimoğlu- En Estambul'dan Arkana Bakma

1 yorum:

varol döken dedi ki...

alışverişle bir ilgim yok, fery önceki postlara yorum bırakmış, arada kaynamasın diye buraya yazıyorum.

işsizlik mis gibi sayın fery, hatta öyle ki cv'mi bile ile geciktiriyorum:) ama tabi bir yandan alışveriş de yapmak lazım (benim gider kalemim Mango değil, votka+mango:)

artık cv yollamaya başlamak zorundayım sanırım, ben bu alemde varol döken 2 gece üst üste çay içti dedirtmem!