12 Aralık 2011 Pazartesi

"dokunsalar ağlayacaksın;ama hiç dokunmuyorlar"

İletişim anlamında aldığım bilumum eğitimlere karşın, halen bazı konularda ciddi sıkıntılar yaşamaktayım. Bunlar asosyalliğin bir sonucu mu yoksa bu nedenlerden ötürü mü asosyalim henüz
analimizi tamamlamış değilim.

Teknolojik gelişmeler de sağolsun bu sıkıntılarımı örtbas etmek için gayet yardımcı oluyor. Ne de olsa artık konuştuğumuzun 10 katı yazışıyoruz. Blog yazıyorum, twitter’da cikcikliyorum o olmazsa whatsapp’dan bağlantıyı kopartmıyorum. Bu noktada kelimelerin ağzımdan dökülmesine takdir edersiniz ki pek gerek kalmıyor.

Kaldı ki, rutindeysek kelimeler de ağzımdan gayet normal şekillerde dökülüyor. Gelin görün ki, ne zaman standart dışına çıkılıyor ben de o zaman bolca saçmalıyorum. Bu hallerin kontrol manyaklığının bir sonucu olduğunun pekala farkındayım. (ama böyle saçmalamak da kontrol manyaklığımı tetikliyor) Ama nasıl çözebilirim işte o konuda pek çözüm geliştiremiyorum.

Özellikle, iş hayatında üstlerimle kurduğum diyaloglarda tuhaf bir özgüven patlaması yaşıyorum. Şimdi siz, ne var ki nihayetinde onlar da insan değil mi derseniz pek tabi haklı olursunuz. Bendeniz, kartvizitlerinde pozisyonları bile yazmayan bir şirkette başladım iş hayatına. Uluslarası firma ne menem bir şeymiş bu sayede anladım. Bu nedenle tüm yeni mezunlara, iş hayatında özgüven kazanmak isterseniz uluslarası bir firmada işe başlayın öğütlerimi de itinayla veririm. Şu an içinde bulunduğum firma, büyüklüğü nedeniyle ne kadar kurumsal o kadar bürokratik bir şirket. Ve çoğunuzun bildiği üzere, buraların havasını soluyanların zihninde isminizden önce bulunduğunuz görev yeralır. Genel bir yanılgı olarak ast- üst ilişkileri, kurumsallığının olmazsa olmazı şartı olarak görülür.

Bense bu noktada ilk iş tecrübem ya da kişiliğimin etkisiyle ast-üst ilişkilerini yoksayan densiz olarak algılanabilecek kadar rahatım diyebilirim. Densiz derken hadsiz olmadığımın altını çizmek istiyorum. Ama işte bazı planlanmayan ki çoğuları buna “spontan gelişen” de diyebiliyor hadiselerde bildiğiniz hadsiz oluyorum. Sonrası bildiğiniz salt pişmanlık hali.

Son dönemde bu tür vakaları da bolca yaşayınca, bu heyecanlanma ve saçmalama hadisesini nasıl geliştiricem bunu merak etmeye başladım. Eğitimlerde atılan, 1 kere heyecanlanırsın 2 kere heyecanlanırsın sonra alışırsın yalanına artık karnım tok. Aklı selim ve soğukkanlı kişiliğimi 7/24’e yayamazsam; anılarımı “kurumsal hayat saçmalıkları” adlı bir kitapta toplayarak, tek işimin bu blog olması pek yakındır.

Bir “kendime söylüyorum da laf dinlemiyorum” yazımızın daha sonuna gelmişken, herkese özgüveni sıfatlardan bağımsız olarak yüksek yöneticiler temenni ediyorum.

ps. başlık şarkısı Anason ile gene Zakkum

3 yorum:

kusburnu dedi ki...

İddialiyim.. Ustleriyle diyalogda sana bes basarim ( kotu anlamda)

varol döken dedi ki...

iddialıyım, yok değilim, iddiamı kaybettim, dokunsalar ağlamam ama deli miyim ben dokunsalar ağlayayım ama vursalar ağlarım, canım tatlı benim, konu neydi?

Fery... dedi ki...

10 şirkette 9 unun daha çok yolu var işe başladığın şirketteki anlayışa erişmek için, ben emekli olurum o zamana....