7 Aralık 2011 Çarşamba

"daha vazgeçer miyim sanıyorsun?"


Malumafatrus sağdan soldan duyduklarıyla ortaya karışık hayat dersi çıkarmaya devam ediyor;

Ben organik eğilimlere sahip bir insan değilim.  GDO konusunda da henüz takıntılı değilim. Duyduğum okuduğum bazı şeyleri dikkate almaya çalışsam da, fazla hassas olamam. Aldığım ürünlerin paketlerini inceleyip bunda mısır şurubu varmış diyemem. Bu gıda hassasiyetinin, çocuk sahibi olduktan sonra da nükseden bir hal olduğunu düşünüyorum nedense.
Aslında hiç de ihmal edilmeyecek bir konu olduğunu, karnımızı doyurmak için yediğimiz çoğu şeyle kendimizi resmen zehirlediğimizi de ne yazık ki biliyorum. Bu noktada, şu şehirden kaçıp bir köye yerleşemeyeceksek, sağlıklı olmaya çalışmak da imkansızı istemek gelir bana. Sanırım kolayıma kaçtığı için de, ne kadarından korunsak o kadar iyi diyemiyorum. 
Bu noktada, “bana bir şey olmaz” halini cehalete verdiğimden; yediğimizi bilelim kampanyamızı domates ile açıyorum. Benim için kahvaltının vazgeçilmezi olsa da, kışın cherry dışında ( ki onun da vardır bir yamuğu) saçma sapan domatesleri yemeye son verdim. 
Ve dün olağan doktor (evet halen burun) kontrolümde aldığım hayat dersiyle de “ne yediğin kadar (nitelik) ne kadar yediğin (nicelik) de önemlidir şeklinde ikinci bir kampanyaya girdim.  Doktora psikolojik sorunlarımdan ötürü gitmediğim için kendisine 30 yaş buhranımdan bahsetmemiştim. Ama artık hisli kablel vuku mu, yoksa “algıda seçicilik” mi ne olduysa , konu döndü dolaştı ve “25 yaş sonrasında alınan her kilo insanı yaşlandırıyor” cümlesini kuran bizim doktor oldu size hayat koçu.  Kendisi kilo almanın fiziksel etkisinden ziyade bedeninize içeriden verdiği zararları; aslında her halukarda sizi yoruşunu pekala anlattı. Doktor çıkışı Tatbak'a gitmeyi planlayan bir bünyeyi haliyle bu dialoglar ters köşeye yatırdı. Bir de bu cümlelerin gayet fit  ve yaşını da hiç göstermeyen birinden duyulması etkisini biraz daha perçinleştirdi. 
Ve bendenize yeni bir gündem maddesi daha çıktı. Şimdilik pek tabi çokça hevesli ve de iyi niyetliyim. Kontrollerim sona ermek üzere olduğundan, bundan sonrası için doktorumun hayat koçluğundan medet umamam. Anlayacağınız yine iş başa düştü. Yediğim yemeği de, yaptığım sporu da bizatihi yönetip, mantığımı lokmalarımdan önce devreye sokmalıyım.
sonrası yine başka bir macera ve pek tabi sayısız yazı gerekçesi...

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  • Günde iki bardak yeşil çay pek faydalı diyen doktorlara sorarım en az 2 yıldır bu düzende yaşayan ben bu faydayı ne zaman görecem acaba?

6 yorum:

soluk dedi ki...

hiç beceremiyorum yediklerime içtiklerime dikkat etmeyi. ama çok da özeniyorum dikkat edenlere. sana şimdiden başarılar dilerim :)

kusburnu dedi ki...

Ben de doktorumun su lafindan etkilenmistim: "ne yersen o olursun"
Cok uyuz degil mi? Hamburger olmak, cips olmak, boyle yagli yagli, vicik vicik :)

varol döken dedi ki...

insan yediklerine içtiklerine dikkat edemez, ya yer ya yemez...

motto gibi oldu sabahın 6'sında, evet hâlâ uyanığım:)

kusburnu dedi ki...

uyu varol döken uyu..

malumafatrus dedi ki...

Yeme hadisesi üzerine üretilen felsefenin yarısını yememek için harcasaydık şimdi bunları yazmaya hiç gerek kalmayacaktı.

Fery... dedi ki...

Varol'a katılıyorum;

insan yediklerine içtiklerine dikkat edemez, ya yer ya yemez!

bu arada nasılsınız sayın Döken, itici bir cümle olacak muhtemelen senin için ama çok da bunaldığım şu sıralar işsiz olmak ne kadar cezbedici bir şey :) tadını çıkar, yakında tekrar işin olacak çünkü...