28 Aralık 2011 Çarşamba

"aklına gelecek eskiler kalbin atacak hıçkıra hıçkıra"

Maşallah 2011 giderayak arkasından kötü konuşmam için elinden geleni yapıyor... Çoğu işte olduğu gibi, bizim şirkettede yıl sonu itibariyle geri kalan 360 gün çuvala girmiş gibi bir acele ve yetiştirme hali var. 
Acele zaten benim göbek adım. Ben ne kadar aksini tercih etsem de sakin bir işimin olduğu pek görülmüş değil. Son dakika adrenalini ile motive olmak gibi bir bağımlılığım olmasa da, zamanla hep bir yarış halinde olmak kaderim halini aldı. 
Ve en olmadık sorular, en olmadık zamanlarda sorulduğu için ben de bu koşturmacada " niye tüketiyorum kendimi böyle?" sorusunu soruyorum. Sorularım, ben kendimi tüketirken istifini hiç bozmayan kişileri (sözde iş arkadaşı) görünce daha da can yakıyor. Bu enayiliğim böyle gitmeyeceğinden, ne zaman kime nasıl patlayacağımı hem merak ediyor, hem de kendimden korkuyorum.
Anlayacağınız yorgunum dostlarım, yorgunum artık. Keşke yeni yılla eski yıl arasında bir 10 gün olabilseydi de,  gerçekten "yeni" bir başlangıç yapmak için dinlenip, kendimize gelebilseydik. Şu an önem atfetsek de atfetmesek de, koca bir balon 1 Ocak sabahında patlıyor. Sanırım hayatın her noktasına bir araf vakti gerekiyor...
Ve bu yazı ne amaçla başlandığı artık hatırlanmadığı için böyle de ucu açık bir şekilde sona eriyor.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
Sonunda bu da oldu ve yazmadığım vakitlerde benim burnum koktu sayın okur. Hayır yanlış okumadınız ( ya da ben doğru yazdım) burnum kopmadı, koktu. Sizin hiç burnunuz koktu mu bilmiyorum ama bendeniz "insanın koku alma organının kokmasını" epey absürd buldum. Hatta olayı klasik şizofrenime bağladım. Ama artık kapı komşusu yaptığım doktoruma gidince (burnum koktu diye gitmedim elbet) bunun da benim meşhur burun ameliyatımın bir sonucu olabileceğini öğrendim. İki gıdımlık burnumda ( yazar burada sanki küçük bir burnu varmış algısı yaratmaya çalışıyor) bitip tükenmeyen kabuklar kuruma başlayınca böyle şeyler de olabilirmiş. Doktorumu sevdiğimden de olabilir ama ben başıma gelecekleri bana tek tek söyleyemeyip ben yaşadıkça teyit etme tarzını seviyorum sanırım. Aksi takdirde en başında şu da bu da olacak deseydi, ilaç prospektüsü okuyup bütün yan etkileri sırasıyla hisseden hasta halini itinayla alırdım. Kıssadan hisse, bu operasyonu Nisan- Mayıs gibi olursanız, sonrasında tuzlu sularda yüzmek iyileşmenizi hızlandıracaktır diyerek bu haftalık vizyon misyon görevimizi de sonlandıralım.
Bir diğer kronik sorunsalım uçuğum da sağolsun son dakikada geldi yine dudağımdaki yerini aldı. İşin komiği, 2 haftadır dudaklarım o kadar kuruyordu ki, her ana bir uçuk çıkacak diye bekledim, çantamda kremimle gezdim. Ve sonra yok ya sadece kuruluk herhalde bu diyerek, kremi evde bıraktığım gün uçuğum üst dudağımda botoks etkisi yarattı. 
Anlayacağınız sadece ruhum değil, vücudum da yorgun düştü. Buna da şükür diyerek, akıl sağlığımı da yıl sonuna kadar koruma umuduyla satırlarıam son veriyorum. 

Başlık şarkısı bende Funda Arar etkisi yaratan (iyi ama sevemiyorum nedense) Burcu Güneş şarkısından

3 yorum:

varol döken dedi ki...

izmir'de denize daha erken girilebiliyor, sizin burada şubeniz yok mu kuzum?

malumafatrus dedi ki...

Ben bu kadar zamanda istanbul'a geri dönmeyi becerememişken, İzmir benim için hayalden de öte oluyor.

Bu arada gerçekten kaç derece şu an orası?

varol döken dedi ki...

oradan sıcak ama o kadar da sıcak değil hatta dürüst olmalıyım ki soğuk. artık önümüzdeki mart nisanlara bakacağız:)