30 Ekim 2011 Pazar

sonsuzluk önümdeydi hep, ama gidemedim senden uzağa "


Bir mutluluk gayesi olarak; Behzat ç ve bir film olarak seni kalbime gömdüm...

Geçen sene dizisiyle renklenen Pazar akşamlarımız bir yana, Emrah Serbes'in diziye konu olan iki kitabı sayesinde yaz tatillerim de pek keyifli geçmişti.
Şahane sezon finalinden sonra,  dizinin kanal, kanalın el değiştirmesi sonrasında diziye kavuşmamız epey zaman alınca, behzat amirime duyduğumuz hasret de katlandı. Her hafta başka bir Justin Timberlake filminin vizyonda olduğu sinemalara, kış dönüşünü yapmak için behzat ç'den güzel bir mazeret olamazdı. Bu sebeple filmin vizyona girdiği ilk gün salonda yerimi aldım.
(Bundan sonraki kısım spoiler içereceği için filmi izlemeyenlerin özellikle de kusburnu'nun okumamasını rica ederim.)
Kitapları bitirince de söylemiştim; Emrah Serbes serinin tüm karakterlerini ince ince işlediği için, dizi de bu kadar başarılı. 
Son Harfiyatı okuyanlar için filmde şaşırtıcı bir şey yok. Kitap film uyarlamalarında genelde sonda yapılan süpriz yerine, çok daha minör bir farklılık var.  Bu nedenle filmin sonunu merak etmiyor, onun yerine bolca gülüyorsunuz.
Film aslında daha çok uzun metrajlı bir dizi gibi. Bu yüzden de filmin dizinin uzun süredir ekranlarda olmadığı bir zamanda vizyona girmesi çok doğru bir tercih. Öyle ki, dizinin fanatikleri için böyle bir zamanda dizinin tekrarını da film olarak yayınlasanız epey bir izleyicisi olurdu bence.
Kitabı film olan serilerde genelde kitap daha çok beğenilir ki, bende de durum farklı değildi. Bir de densizlikle, ben olsam psikolog hadisesini kesinlikle konuya dahil ederdim ve kurgusunu da epey değiştirirdim diye düşündüm. Kaldı ki, kurgu gayet kopuk ve özensiz gibi geldi bana. ( Nuri Bilge'nin bir kurgu kitabını okuyarak, konuda uzman olan ben)
Bir de film olarak farklı bir şeyle karşılaşmak için keşke filmin senaryosunu Emrah Serbes yazmasaydı dedim. Bir kitabı en iyi yazarı bilse de, diziyi filmden ayırmak için böyle bir farklılığın gayet güzel olabileceğini düşünüyorum.
Bu noktada filme kötü dediğim falan da anlaşılmasın lütfen. Benim derdim, öyle güzel bir kitap varken, çok daha şahane bir filmin yaratılabileceğiyle ilgili.
Ve evet ben de Cansu Dere'den başka oyuncu mu yoktu sorusunu soranlar kervanına katılabilirim. Keza Tardu Flordun yerine de, daha başka bir Reddkit olmalıydı türünden uyuzluklar da yapabilirim. 
Bununla birlikte Harun'un filmde şov yaptığını ve filmin bir polisiyeden ziyade komedi atmosferinde geçmesine de sebep olduğunu belirtmeliyim.
Hayalet'in de hem ışık değişimi, hem de gömlekte farklılığa gitmesi nedeniyle diziden gayet farklı bir şekilde janti olduğunu, Akbaba'nın aynı çatlaklıkta kaldığını da filme dair son kopyalar olarak yazarak satırlarıma son veriyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Filmin zaman meftumu da  biraz flu. Tam olarak dizinin kaldığı yerden devam etmemekle birlikte, dizinin ortasında bir yerlerdeysek, savcı ile behzat niye sevgili diye de işin uzmanlara sormak isterim.
  • Ricam odur ki, gün gelip filmi TV'de yayınlamaya kalkıp bip'lerle filmi çileye dönüştürmesinler. Çünkü film çekiyoruz özgürüz rahatlığıyla da küfürden ve Rtük'den de intikam fazlasıyla alınmış.
Başlık şarkısı; Kendimden Geriye ile Çilekeş

Hiç yorum yok: