8 Ekim 2011 Cumartesi

"büyük değişimler içinde yaşar"

Sürekli olarak sabit bir insan olmaktan dem vursam da, arada  fikriyat dünyasında fazlasıyla dalgalanıp duruluyorum. Genelde bu dalgalanıp durulmalarım arasında geniş zamanlar olsa da, bu sefer iki yazı arasında u dönüşü yapmak zorunda kalacağım.

Şimdi efendim, benim entellektüel birikimi yüksek arkadaşım kusburnu; Nuri Bilge Ceylan'ın bu filmin kurgu süresince yazdığı notları bir çırpıda okuyup, sonrasında da kitapçığı bana verdi. Kitapçığı da ona aslında Altyazı dergisinin Ekim sayısı bahşetmiş. 

Bu kurgu güncesinin bir benzerini ben daha önce hiç okumadım. Bu yüzden mi bu kadar etkilendim emin değilim ama bir önceki yazıda filmle arama koyduğum çoğu duvarı bu satırlar sayesinde yıktığımı itiraf edebilirim. 

Söz uçar yazı kalır misali, filmin anlatamadığı (ya da benim anlamadığım) kısımları, kurgu süresince alınan notlar sayesinde daha iyi anladığımı söyleyebilirim. Hala filmin bir konusu olmadığını düşünüyorum. Ama Nuri Bilge'nin kafasında çok net bir film olduğunu ve bu filmi beyazperdeye yansıtabilmek için de acayip emek harcadığını düşünüyorum.

Belki bütün yönetmenler aynı süreçten geçiyordur ama ilk defa bir yönetmen bu süreci kamuoyu ile de paylaştığından (başka varsa ben bu vizyonla görememişimdir) benim gözümde en detaylı süreç aksi yayınlanana kadar Bir zamanlar anadolu'dadır.



Her yaratıcı sürecin biraz karamsar olduğunu az çok tahmin ettiğimden, satırlardaki melankoliyi biraz anlayabiliyorum. Bununla beraber Nuri Bilge'nin dış görüşününün çizdiği karamsar ve soğuk imajını, satırlarıyla da teyit ettiğini iddia edebilirim.

Ama bunlardan öte, film için çok uğraştığını; filmi bizim uzun dediğimiz süreye getirebilmek için kırk takla attığını; içine sinmediği yerler için büyük mücadeleler verdiğini, bizim izlediğimiz filmin 40 farklı halinin olabileceğini anladım. 

Ve bir önceki yazıda sorduğum, yönetmen midir oyuncuyu oynatan gerçekten sorusunun da cevabını buldum. Bir yönetmen oyuncu oynatmakla kalmayıp, oynatamadığı oyuncuyu bile oynuyor gibi gösterebilir. 
Pek çok yönetmen tanıdığım yok ama Nuri Bilge'nin filmin tüm sürecine fazlasıyla dahil olduğunu galiba söyleyebilirim. Yani büyük produksiyon dedikleri belki de böyle bir şey. Her konunun uzmanının işin bir noktasında devreye girmesi.

Ama Nuri Bilge Ceylan, bu filmi her türlü tepkilere hazır ve nazır olarak; tamamen içine sindirmek için bildiğini okuyarak yapmış. Bu süreçte verdiği emeğin, bir önceki yazıdaki satırlarımı epey değiştirecek kadar beni etkilediğini de belirtmeden geçemem.

Tümevarım; bir filmi sevmek için sadece izlemek yetmiyormuş, bazen birkaç satır eksikleri tamamlayıp, bambaşka bir perspektif sunarmış insana. 

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  •  Nuri Bilge'nin egosunun  mesleğiyle paralel olarak gayet yüksek olduğu aşikar.
  • Filmin kaba kurgusu bittikten sonra ilk izleyişlerinde birinci yarıda Nuri Bilge de sıkılıp, bunu nezle olmasına veriyor ama kendimden biliyorum konu bence pek nezle ilgili değil; 
  • Sözlükte bir yorum görmüştüm, bazı yerlerde sanki Fırat Tanış'ı başkası seslendiriyor diyordu ki, kendisi fazlasıyla haklıymış. Sesle ilgili sorunlardan ötürü bazı noktalarda dublaj yapılmış ama nedense Fırat Tanış, tüm davetlere karşı dublaja gelmemiş. Bu nedenle de onun seslendirmesini başkası yapmış.
  • Nuri Bilge'nin Yılmaz Erdoğan'ın oyunculuğunu pek beğendiği aşikar. Bunu da kurgu sırasında bolca vurgulamış. Beğenmediği bir kısım var ki, onu da izlemediğimizden kesip gitmiş. 
  • Tam bu yazıyı yazarken, filme dair Taner Birsel  ve Ercan Kesal (meşhur muhtar ve senarist) röportajına denk gelmem de, filmin üzerimdeki etkisinin çifte kavrulmuş hale gelmesine vesile oldu. 
ps. başlık şarkısı Olağan Durumlar ile Kesmeşeker

ps.2. Filme ilgili okumaya doymayanlara buyrun doktor beyin röportajı; http://bizimkahve.gazetevatan.com/haberdetay.asp?hkat=1&hid=17731&yaz=G%FCncel

2 yorum:

kusburnu dedi ki...

Roportajda iyiymis.. Bi kez daha mi gitsek napsak ki panpa :)

malumafatrus dedi ki...

Önce Behzat Ç'yi bir izleyelim de, ardından yine sessiz sinemaya döneriz:)