27 Eylül 2011 Salı

"zararlı hayatlarımızı yaşıyoruz, getirildiğimiz yerde"


Hamilelikte aşermek biyolojik mi psikolojik mi olduğu tartışıla dursun, sporun iştah açmasının kesinlikle psikolojik olduğuna  kanaat getirdim sayın okur. Bu incelememi yaparken kendimi takip etmekle kalmadım, başkalarını da gözlemleyebildim. Bu başkaları da gerçekten başkaları (bir nevi elalemin çocuğu). Yani aslında kendileri ile aynı spor salonuna gidiyoruz ve kendileri bundan önceki dönemimde de yine aynı spor salonundaydılar. Yani nereden baksanız, 3 yıldır düzenli bir şekilde spor yapıyor bu insanlar. Ve kendilerinin 2 yıllık değerlendirmesini yaparsam, eski hallerinden çok da farklı değiller. Elbetteki kas-yağ dengeleri değişmiştir ama hiçbiri de bir iğne-iplik değil. Bu nedenle, spor tek başına zayıflatmaz dostum efsanesini kabul etmek zorundayım. Ondan öte de, bu spor denilen ter kokulu faaliyet insana “nasıl olsa yakıyorum” özgüvenini verdiğinden, kocaman bir yeme özgürlüğü vermekte. Sonrası da daha öncede mevzu bahis olan premiers baisers ve annette nostaljisi...

Bir dondurmacıyı sevmekteki birincil koşulumun sempati olduğunu ısrarla vurguluyorum. Girandola da sempatik sahiplerinden ziyade, sempatik bir mekanı olduğu için hem gözümün nuru oldu. Ama o kadar güzel dondurmayı yapmasına rağmen hiç kanımın ısınmadığı sahibinin bana yaptığı bir saygısızlık nedeniyle kendilerine geçici olarak küstüm. Yani en azından dondurmayı aracılarla alıyım da, mekana gitmeyim gibi bilmem kaçıncı dağa küsüşümü gerçekleştirdim.

Kampüs olarak çok sevsem de, kötü işletmeleri yüzünden pek gidemediğim Bilgi Üniversitesi Santral’le Krek sayesinde bağı kopartmıyorum. Ve hayatımda ilk defa Ekim gelsin, tiyatrolar açılsın yine girelim Berkun Oya’nın dünyasına diyorum. Festen-Kutlama’nın sadece tek sezonda oynamış olmasına üzülsem de, DOT’un da yeni oyunlarını merakla bekliyor ve hepsinden önce önümüzdeki Cumartesi NTV’de Yekta Kopan’la biraraya gelecek Murat Daltaban ve Berkun Oya ikilisini izlemek istiyorum.

Bir önceki yazıdan bu yana düşündüm ama saçın uygun kestirilme mevsimini pek çözemedim. Yazın deniz kum güneşten zarar gördüğünden yaz sonu kestirmek mantıklı olurken, serinlemek sıcakta saçla uğraşmamak için de yazın başında kestirmek daha rasyonel gibi. Benim içimde bir şekil bir atraksiyon hevesi olduğundan, kendime öyle ya da böyle kurban bayramını tarih koydum. O zamana kadar fikriyatım, ruhum, falanım filanım değişmezse insanlık için kendim için büyük bir adım atma niyetlerindeyim.

Ben Ekim ayını sevmem, hatta Ekim ayından korkarım sayın okur. Terazi burçlarından illallah demem bir yana, Ekim ayı maaştan geri kalan para/aydan geri kalan gün oranından hep mağdur olurum. Haftaları nasıl ayarlanıyorsa artık hep 35 gün çekiyor sanıyorum Ekim’i. Bir de geçenlerde, şöyle bereketli bir senedeyiz, Ekim ayı 5 hafta olacak cümlesini de gördüm ya içime bir korku düştü. Hakkımızda hayırlısı diyerek satırlarıma son vererek, kişisel bütçe hesaplarıma girişiyorum.

Coming soon;

Kendinizden memnun musunuz?

Kendinden memnun olmakla, kendini beğenmek aynı şey midir?

Başkaları için doğru bildiğinizi, sandığınızı istemek hadsizlik olabilir mi?

Leyla ile Mecnun’daki olaylar olaylar?

ps. başlık şarkısı Mavi Sakal

1 yorum:

kusburnu dedi ki...

birlikte bir adet krek tiyatrosu, bir adet de sinema diyorum o halde.. ayrıca cevap veriyorum, kendimden eh memnunum, aynı şeye varır, hadsizlik olur, leyla mecnun eski leyla mecnun değil artık :(