1 Eylül 2011 Perşembe

"yanılıyor olsam da buna memnun olabilirim"

Bayram derken;

Bizim aile bayram konusunda yarı gelenekselci diye tanımlanabilir sanırım. Gelenekselci yanımız, bayramda "tatile gitmek" gibi bir lüksümün olmamasından, gelenekselciliği hafifleten kısım ise bayram faaliyetlerimizin 2-3 ziyaretle sınırlı kalmasındandır.

Benim bayramdan anladığım dedemlerin evinde birlikte yenilen yemeklerden ibarettir,  geri kalan ise fazlasıyla teferrüattır. Tabi bir de halalık ünvanım nedeniyle, minik dostum ege ile geçirilen fazladan günler var ki, onlar da bayramı şekerleştiren faaliyetler.

Standart bayram faaliyetlerimizin dışına çıktığımız da ise bende deliye her gün olan bayram hali nüksediyor. Mesela bu bayramda uzun süredir görmediğim akrabalarımızı ziyaret etmek bendeki bayram fobisini nüksettirdi. 

Bu kişilerin beni en son 10 yıl önceki halimle hatırlamaları, genelde ilk görüşte beni tanımamaları, sonrasında ne kadar değiştiğimi şaşkınlıkla tekrarlamaları ile vuku buluyor. Tabi bir de "ne kadar zayıflamışsın" klişesi var ki, bu tepkinin sebebi şu an sıfır beden olmamdan ziyade eskiden çok şişman bir algı (sadece algı !!) yaratmamdan kaynaklanıyor. 10 yıl önce kısmi ergen hallerde olduğumdan ve süs kavramı ile de haşır neşir olmadığından, bu halimle arasında büyük farklar olması benim için çok normal olsa da, karşımdaki insanlar için durum aynı olmuyor.

Tabi bir de bolca duyduğum "ne çok büyümüşsün, küçücük çoçuktun en son gördüğüm de" lafı var ki; şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor. 29 yaşıma girmişim, 30 yaş depresyonuna 3 yıldır altyapı yapıyorum ve "ne kadar büyümüşsün" diye bir laf işitince, "büyümek derken" diye tepki vermemek için saygı sınırlarımı genişletiyorum.

Bununla beraber bolca duyulan "nerede ne yapıyorsun sen?" sorusu var ki, ömrü hayatımda en nefret ettiğim soru da bu olabilir sanırım. An itibariyle çalıştığım şirket tanındığı için oradan hafif rahatlamakla birlikte, orada yaptığım işi anlaşılır kılmak için ciddi bir efor sarfediyorum. Tabi bir de olayın otomotivle alakası olmasınan ötürü, "araba bulmak" "ucuza araba almak" gibilerinden konular var ki, hazırladığım otomatik cevaplarla karşı tarafın kafasını karıştırıp konuyu kapatmaya çalışıyorum.

BBC, Türk misafirperveliği konusunda bir araştırma yapacaksa, kendisine göstereceğim adres annemin akrabalarının yaşadığı köy olacaktır. Israr konusunda ise, ananemin eline  su dökecek birinin olmayacağı konusunda ısrarlıyım. 

Bu yüzden de, bayramda yemek konusunda ciddi bir teröre maruz bırakılıyorum. Ben ki, bayram dışında baklava seven bir insanım ama ananemin yaptığı baklava dışında baklava pek yemem, ikram edilen çikolatalarla da işim olmadığından, her gittiğimiz yerde ikram edilenleri yemeyeceğimi anlatmak için ciddi bir efor sarfediyorum. Misafir ağırlamanın birincil şartı sürekli yemek yedirmek fikri olan tanıdıklarımız nedeniyle 
de, acıkmaya pek fırsat bulamıyor, bu yüzden de yediğim yemeği pek anlayamıyorum.

Yalnız gelenekselci yanım; bayramlarda yakın akrabaların evinde hep aynı yemeklerin olmasını niyeyse sempatik buluyor. Aynı alanda farklı yaklaşımları görme fırsatını bulmakla birlikte yaprak sarmasında, kuş üzümü, tarçın, fıstık gibi çeşitli açılımlara kesinlikle sinir oluyorum.

Bir de büyüklerde olan sürekli birbirine hediye alma (çikolata haricinde) hadisesi var ki, emeklilerin ekonomiye en büyük katkısının bu terkedilmeyen gelenek olduğuna dair ciddi şüpheler duyuyorum. 

ps. başlık şarkısı Nazan Öncel'in en başarılı şarkılarından Aşık Değilim Olabilirim.

2 yorum:

Fery... dedi ki...

senin süslü olmadığın bir dönem olduğuna inanmıyorum :)

malumafatrus dedi ki...

ilk görüşmemizde hatırlat, sana ehliyetimdeki fotoğrafıımı göstereyim:)