14 Eylül 2011 Çarşamba

"Ve kalan kısımda başlıyor geriye dönüşler,pişmanlıklar"



Köpek burnuna sahip olduğum için parfüm konusunda da ultra hassasiyetlerdeyim. Birçok insan gibi parfümlerle kişileri eşleştirmek gibi de bir huya sahibim. Düz çizgi insanı olduğumdan, ağır parfümlerden ısrarla kaçarım. Kendimde kullandığım parfümü de herhalde sadece kendim duyarım. Birbirinden pek de uzaklaşmayan 3-4 parfümü, o günkü moduma göre kullanırım. Parfümlerim o kadar birbirine benziyor ki, çantamda hep aynı parfümü taşır, gün içinde sabah ne kullandığıma bakmaksızın onu fısfıslarım.
Kutup ayısı stilindeki bahtım sağolsun, sevdiğim bir parfümün da ticari hayatını da sonlandırırım. Ne parfümler sevdim, artık üretilmiyor ama aralarından en çok Armani White ve Bodyshop moonflower’ı hasretle anıyorum.
Eskiden, parfümüm sadece bende olsun isterdim. Şimdi yakınımındaki birkaç kişi ile aynı parfümleri kullanıyoruz ama hiçbir zaman aynı koktuğumuzu düşünmüyorum. Yine de parfümün moda olup, herkesin kullandığından  “ne kadar güzel kokarsa koksun”  itinayla soğuyorum.
Yeni ve farklı bir parfüme meyil etmem pek kolay olamadığından, yenisini sevdim mi tam seviyorum. Mesela yaklaşık 1 aydır, yeni bir parfümüm var, ne zaman onu kullansam, kendime sarılmak istiyorum.
Tabi bir süre sonra bu parfüme de alışacağım biliyorum ama olsun şimdilik cicim aylarındayız ve ben kendisine gayet derin duygular besliyorum.  (Derin duygular demişken, ısrar etseniz de Özcan Deniz’le de aynı spor salonuna gittiğimizi - ne matah bir şeyse bu- itiraf etmem.)
Allah’ın bildiğini kuldan esirgeyemem, yolda bir yere çarpacak kadar telefon (akıllı olanından) bağımlısı şeklinde yürüyorum. Yaklaşan tehlikenin gayet farkında olduğum için de, kendime söz verdim; eğer bir gün hem telefona bakıp hem de yürüdüğüm için birine çarpar ya da düşersem, telefondan twitter olayına veda edeceğim.
Bağımlı bağımlının halinden anlar sanıyordum ama spor salonunda kardio aletlerine oturup, telefonla oynayanları anlamam mümkün değil.  Bir de onlar telefonda vakit geçirdiği için ben o aletler için sıra beklemek zorunda kaldığımdan, iyice sinir oluyorum ve foursquare olayını bilmesem de,  %40’ının x spor salonuna check in yaptıklarını, geri kalanının da whatsapp’dan yazıştığını düşünüyorum.
Ve spora başladığım için de yine ve yeniden her gün “ne kadar beceriksiz bir insanım ben” serzeniş durağına uğramadan spordan çıkmıyor; mazeret ve şikayetlerle yaşıyorum…

ps. başlık şarkısı Kesmeşeker ile Gitme Kal

Hiç yorum yok: