16 Eylül 2011 Cuma

"sessizlik kanımdan daha ağır"

Olay yeri inceleme yazarı olarak, dün akşam kimliksiz Fashion Night Out’ta ne olur ne bitiyor amacıyla Nişantaşı’na gittim. Aslında gün Perşembe olduğundan, FNO olmasaydı da Nişantaşı’na gitmek gibi bir ritüelim var. Dün akşam gidince, ritüeli bu haftalık bozmam gerektiğini geç de olsa anladım.

Sportif bir insan olarak, pilatesimi de yaptıktan sonra olay mahaline gittiğim için en kalabalık ve kaos haline tanık oldum muhtemelen. Beşiktaş maçı, Abdi İpekçi’nin trafiğe sözde açık olması falan her şeyi kitlemişti.

Aslında dün oraya gittiğim de, Fashions Night Out’un tam amacını idrak edebilmiş değildim. Araç lansmanı mı vardı, millet kendini sokağa mı atacaktı yoksa alışverişe mi vuracaktı bilmiyordum. Benim için konunun cazip kısmı elbet alışveriş olabilirdi. Gelin görün ki, dışı stant ve müzisyen içi insan dolu yerlerden ürküp, en sakin gördüğüm mağazaya bile girmedim.

Ana amacımız saat ve spor sonrası gözü dönmüşlük nedeniyle yemek yemek olarak revize edilmişti. Vefakat normal yemekçilerimizde bir insan yeri bulmak da mümkün değildi. Sonra olsa olsa burası boştur dediğim, Reasürans’taki üvey evlat Gourmet Burger’e gittik ki, o bile açıldığından beri en kalabalık gününü yaşıyordu sanırım. (mekan gerçekten hep boş olduğundan, kapatılması gündemde. Ben de zirvede kapatması için bugün kapatmasının uygun olacağını düşündüm ama işletmeciler ne düşünmüştür bilemem) Hem spor hem hamburger diyorum saçma oluyor biliyorum ama o şekil ve şartlarda mağaza önü aperatiflerden başka yiyecek bir şeyimiz kalmadığından, hamburger’e gönüllü mecbur kaldık. Kaldı ki İstanbul’da Gourmet Burger’den daha güzel hamburger yapan bir yerde benim gözümde yok. Aksini iddia eden varsa, bana mekanı önersin, beraber gidip hamburgerleri yiyelim , sonra neticeye tekrar bakalım derim.

Alışveriş ıvır zıvırdan yine yemeğe geldiğim için özür dileyerek sadede gelicem. Bazı topluluklarda fuhrerchein’ın bir lafı vardır “siz nerede büyüdünüz ya?” diye. Ben de dün için bu cümleyi kurabilirim sanırım. Yani çok abartıp süslenip püslenip gelenler var eyvallah ama bunun dışında tam parti insanları, her akşam o sokaklarda rose şarabını yudumlayan, elinden iphone’unu düşürmeyen, check-in’ini yapan, eşek gibi topukluları ile çok rahat yürüyen, saçları elbet fönlü (muhtemelen sonradan olma sarışın), tenler bronz falan, fit bir kitle var ki, bazı semtlere gidince hepsi sanki bir düğmeye basılınca biraraya geliyor diye düşünüyorsunuz. Belki ben Etiler veya Cadde’de pek gezmediğim için böyle düşünüp şaşırıyorum. Aslında şekil şemal de değil, o hava o duruş, konuşma tarzı falan, bunların hiçbiri ile ben bir okulda onlarla okumuş olamam sanırım dedirtiyor insana. Ben daha çok, bu insanlarda bizim gibi sabah 9 akşam 6 çalışıyor mu yani diye düşünüyorum.

Bir de lise öğrencisi ama süslenip püsleni alemlere akmışları da görünce, genç jenerasyon da alttan yetişiyor, demek ki bu işin sonu hiç olmayacak diye düşünüyorum.

Ve ben aslında bu yazıyı az biraz sürüden ayrı olmak güzeldir hissiyatıyla yazıyorum. Copy paste hayatların gerçek bir anlamı olamaz sanki diye düşünüyorum, çok standart bir hayat yaşarken. Tabiki hepimiz bazı ortak paydalarda buluşup, bazı moda şeyleri yapıyoruz ama bu kadar tektipleşmeyi benim kafam bu aralar almıyor.

Bunu da bir moda dergisinin ve alışveriş sitesinin organizasyonuna ait bir yazıda yapmam da abesle iştigal oluyor. Ama fikrim budur ve bence Vogue -klişe ama -insanın bazen duymadı unuttuğu iç sesine kulak vererek hayatı yaşamasıdır.

ps. başlık şarkısı yine Ben Kimleyim ve Mavi Sakal. Gizli amacım blog yazılarının başlıklarını sırayla okuyunca şarkıyı söylemiş gibi olmak:)

Hiç yorum yok: