23 Eylül 2011 Cuma

"başladım yürümeye, bir de baktım yine baştayım"

Blog yazmak denilen şey ağırlıklı ortalamada, tek taraflı bir farkındalık ve bilgi sahipliği. Niye bir nickin ardına sığınıp yazıyorsun diyenlere vereceğim cevapta işte tamamen bu. Eğer beni okuyan herkesi tanıyacaksam ( ki kemik kitlem öyle aslında, onlar da beni ben olarak okuyor) hiç itirazım yok ama beni okuyanları (en azından fiziken) tanımıyorsam, sokakta karşılaştığımızda da onların beni tanımamasını tercih ederim.

Sonbaharla derdim yazdan sonra şıp diye böğrümüze oturması değil. Ne giysek ya eksik ya da fazla olacak hali beni ultra yormakta. Zaten spor münasebetiyle, her akşam yorgun argın eve gelip, kirli kıyafetleri çıkart, yarın yapacağın (gireceğim) derse göre kıyafet belirle, sonra kirli çamaşırlar dolup taştığı için çamaşır yıka, askıda çamaşır varsa onları topla , yanlışlıkla balkona çamaşır astıysan kesin kuş birkaç çamaşırı kirletmiştir, onları yeniden yıka derken bir sonraki gün için mevsim anormalliklerine göre kıyafet düşünmek de beni hayli yoruyor. En kötüsü de, yazlık ayakkabılardan kapalı ayakkabı ve ince çoraba geçiş yapma zorunluluğu. Hayır bir de iki yağmur da çizme giyeyim sevdalıları var ki, koca kış ayağında onlar olacak bu acele ne diye hepsine çemkirmek istiyorum.

Twitter’da ben onu takip edersem, o da beni takip eder mantığı ile hareket eden tüm hesap sahiplerine ultra antipati duymaktayım. Yani bu insanların amacının sadece skor olduğunu anlamak için twitter uzmanı olmaya da pek gerek yok. Takip ettiği ve takip edilenleri birbirine yakın olan (1.000 kişiden fazlası için konuşuyoruz) birçok kullanıcı maalesef bu hırsla yola çıkıp, beni takip etmeye başladıkları üçüncü gün umduklarını bulamayıp, yeni ufuklara doğru yelken açıyorlar.

Daha çok twitter sayesinde mevzubahis olan “ twitim çalındı hükümsüzdür” hissiyatı tuhaf bir şekilde bende de vuku buldu. Yani aslında bu olayın pek büyütüldüğünü düşünsem de, beni takip eden ve benim de onu takip ettiğim birinin, 3 gün sonra bir twitimi design edilmiş şekilde yazmasına önce hafiften bozuldum. Nihayetinde kelimeler de fikirler de herkesin diyerek geçtim. Bir de ben bu benzer yazı, twit olaylarında hep aklıma gelen bir Avrupa Yakası bölümü vardır. Gülse Birsel, gün içinde ofiste Serdar ortaç şarkılarını dinliyor ama bunu farketmiyor; sonrasında da çok benzer şarkıları kendi bestesi diye yapıyor. Bence insanlar bazı şeyleri sıkça okuyup, takip ettikçe belli dönüşümleri muhakkak yaşıyorlar. Leyla ile Mecnun izleyen kitlenin yarısının Ali Atay gibi konuşmasının nedeni de olsa olsa budur diye düşünüyorum.

Ali Atay demişken, rica edeceğim Kanal D bir daha Vay Arkadaş’ı yayınlamasın. Filmi sansürlemekle yontmak arasındaki dengeyi pek tutturamadıklarından, gerçekten filmi mahvediyorlar. Hadi benim gibi orjinalini izleyenler, filmin böyle manasız olmadığından eminler ama ilk defa izleyenler filmi bu şekil ve şartta beğenemez bence.

Bu nedenle kış da gelirken, ricam filmin DVD’sinin biran evvel çıkması, Rtük’ün de bu vesileyle aradan çıkması.

Bir sonraki yazının coming soon heyecanı ( meali; kendime not düşüyorum);

Spor iştah mı açar, yeme rahatlığı mı sağlar?

Girandola’ya küsmeme çeyrek varken

Tiyatrolar açılıyor diye heyecanlanmam bir bana mı tuhaf geliyor?

Saçları yazın mı kışın mı kestirmek mantıklı olandı?

ps. başlık şarkısı Başladık Yürümeye ile Mavi Sakal

2 yorum:

kusburnu dedi ki...

ben de dvd istiyorum, kanal d dekinden bir cacık anlamadım.
saçları hem yaz hem kış kestirmek mantıklı. yazın ensen pişmesin diye kestirirsin, kışın da iyi kurutamadığında hasta olma, hızlıca kurutup çıkabil diye..

malumafatrus dedi ki...

ben de saç kestirmek konusunda undo şansımız olabilsin istiyorum. Bugün saç kestireyim ama beğenmezsem yarın eski saçlarıma geri kavuşayım, artık bir hayal olmaktan çıksın reca edeceğim...