7 Eylül 2011 Çarşamba

"bana bir yaz verin, ısınır içim güneşinden"


Spor salonuna dönmemle beraber, hayatımda yeniden tutti frutti ortamı başladı. Ben bu ortamları hiç özlememişken, ortamdakilerin de hiç değişmemiş olması gerçekten çok acı. Bir kadın evde duş sonrası altında havlu ile saçına fön çekiyorsa, ben soyunma odasında gördüğüm hali abartıyorum; yok bunu evde yapmıyorsa salonda bunu yapmanın adı benim gözümde tek adı var, o da teşhircilik.

Ben bir yıl ortamlardan uzaklaşmışken, bir yıl önce gayet düzenli ve sık bir şekilde spora gelen müdavimlerin, halen spora geliyor olmasına da çok acayip haset ediyorum. Hadi sporkoliksin eyvallah, aynı spor salonundan da mı sıkılmıyorsun be adam diye, kendilerini kovalamak istiyorum.

Bir kitaptan başlamem lazım ama o kitap hangi kitap bir türlü bilemiyorum ve okumadığım sürece de, elime aldığım kitaba başlamam zorlanıyor. Bu durumlarda bazı kurtarıcı isimlere sığınmam gerekiyor evet ama işte hepsinin kitaplarını bitirdiğimden, yeni kitaplarını beklemekten başka da çarem kalmıyor.

Kitap demişken, Türkiye’de dünyadan daha çok ilgi gören Adam Fawer üçüncü kitabını yazmayacak mı acaba diye bir merak oluştu bende. Zaten bu sıkıntılı dönemde, aksiyon kitaplarına bir el atıcam, ondan sonra ver elini macera diyerek, başka bir dünyaya ışınlanıcam ve böyle kitap dertleriyle de uğraşamayacağım.

Bu depresyonu yapmak için biraz erken de olsa, yazın bittiği gerçeğini yüzünüze çarpmak istiyorum sayın okur. Gerçi bazı şanslı bünyeler Eylül’de mis gibi tatiller yapmakta ama benim gibi, Eylül ayını düğünlere ayırmış biri için bu pek mümkün değil.

Bir saat modelleri, bir de bir düğüne 5 dk.’da hazırlanıp gidebilmeleri erkeklere has imrendiğim olaylardır. Hafta sonu düğün demek, bir Cumartesi günü kuaförde geçirilecek zaman demektir ve bilenler bilir, kuaförler Cumartesi günleri yol geçen hanından farksızdır.

Tabi bir düğün saçı hali var ki, kendisi en büyük kabusum sayılabilir. Bugüne kadar düğün için yaptırıp da beğendiğim sadece tek saçım oldu. Onun dışında hangi kuaförden çıkarsam çıkayım bendeki hissiyat hep aynı; hoşgeldin sünnet çocuğunun annesi. Bu yüzden saçım fönlü olsun, gönlüm rahat olsun diye bir slogan bile uydurdum.

Benim bünye ergenliğe girdiği dönemi unutalı çok olduğundan yeniden ergen olmaya heves etti ve sivilceler yüzümü bastı. Sıkıntım var da vücudum bunu sivilce olarak mı lanse ediyor emin değilim. Ama Aburcuburu ( hele ki kolayı) zaten terkettiğimden, yeni kozmetik hadiselerine de girmediğimden bu hale gelmeme sebep ne olabilir diye düşünüp, sıkıntı yapıyor, sivilcelerin ömrünü uzatıyorum.

Tek derdim, ergen sivilcelerim, yıkanınca normale dönecek saçım ve kadın çıplaklığı olsun diyerek satırlarıma son veriyor, parfüm ile aşk yaşamak adlı bir başka yazımızda görüşmeyi temenni ediyorum.

ps. başlık şarkısı can bonomo ile bana bir saz verin

4 yorum:

A-H dedi ki...

sunnet cocugu annesi hissiyatini iyi bilirim :))) butun kuaforler mi beceriksiz olurlar anlamiyorum ki :)

malumafatrus dedi ki...

beceriksizden ziyade yanlış vizyonlular bence. özellikle o saçın arkası illa kabartılacak hastalığı hepsine sirayet etmiş sanırım.

littlepenny dedi ki...

sanırım spor salonu üyelik süreleri minimum 1 yıl, bıksalar da aynı yere gidiyorlardır.. ;)
arkası kabarık fön noktasına iyi parmak bastınız. evde kolay çekme yolu banyo sonrası önce sıcak sonra soğuk föne tutmak. elidorun düzleştirici saç kremi.
salonda yapılması gerçekten saçmaymış.

malumafatrus dedi ki...

benim sinir olduğum da bu yıl faktörü zaten. bu insanlar benimle aynı yıl üyeydiler, ben bir yıl üye olmadım, o zamanda üyeler ve şimdi en az 3.yıllarındalar. İnsan bir ara verir, bir değiştirir, bozar o istikrarı ama nerde...