27 Ağustos 2011 Cumartesi

"zaten çoğu şey değmez çok konuşmaya"





Bir türlü gelmeyen yaz, pek yakında huzurlarımızdan ayrılacak...Yazdan ne anladım ki sorgusuna girecek değilim, nihayetinde yaşadığım hayattan da pek bir şey anladığım yok. Yine de geç gelen yaz sebebiyle, pek yaz ruhuna bürünemediğimi an itibariyle farketmiş bulunmaktayım.

Bir de bendeniz, bayramların yaza gelmesinden fevkalade rahatsızım sayın okur. İlerigörüşlülüğün gözünü çıkartmak için, Haziran'da ramazan; Ağustos'ta kurban bayramlarının olacağı zamanı düşündüm ve yaz sezonu dışında tatil kalmayacağından; yıllık iznimi kış aylarında güney yarımkürede geçirmeye karar verdim. Gerçi o zamana kadar güney yarımkürenin de ayarları bozulabilir ama yine de bu bünyeye bir şubat tatili verilmiyorsa, hem yaz hem de bayram tatili vermenin manası olmaz. 365 günün 3 ayı yaz rehavetiyle, 2 si bahar depresyonu ve şaşkınlığı ile geçti diyelim; geride kalan zamanda ne yapıcaz, şemsiye koleksiyonu mu?

Gerçi benim iddialı bir şemsiye koleksiyonum var ama hiçbiri gerektiği zaman benimle olmadığı için her ani yağmurda bir başkasını almak zorunda kalıyorum. Bir de plaj şemsiyesinden hallice şemsiyelere sahip olunca hala hafif, küçük ama sağlam bir şemsiyenin de arayışlarındayım.

Yazı bitirmeye hevesim, doğum günümle alakalı sanırım. Yani ben kendi doğum günümü geçirince otomatik olarak Ağustos ayını da sıfırlıyorum. Nihayetinde daha öncede söyledik, doğum günüm olmasa Ağustos ayını da sevecek değilim. 

An itibariyle IDO'dan bu satırlarımı yazıyorum ve kafamı havayla bozmamın nedeni, yine bir sefer öncesi kuvvetli Poyraz uyarısını almış olmam. Aslında dünden itibaren bütün küçük denizotobüsü seferleri iptal edildi ama bugün hava da deniz de gayet sakin gözükmekte.  Bugünü kurtarırsam, tatil dönüşünde bir düğüne gitmek zorunda kaldığımdan Poyraz'ın aklını başına almasını diyeceğim.

Ayrıca hayatımda hafızamdan başka gurur duyduğum bir diğer özelliğim de, her türlü feribotta yerimi hemen bulmamdır. Sık kullanmakla da gelişen bir özellik olsa da, 5 dakika büyük bir tedirginlikle yerini arayan insanları yerimden izlerken, içimdeki gereksiz; "yardımcı olsam mı acaba " diye sormadan edemiyor.

Yer konusunda bu kadar iyi olsam da, coğrafya konusunda biraz sınıfta kaldım. Sabahın köründe, Kuzey'den Güney'e doğru hareket ederken güneşin doğudan doğduğunu unutup, denizotobüsünün sol tarafında yerimi aldığım için seyahatimi sera etkisi altında geçirmekteyim.  

Buharlaşmadan önce de herkese keyifli ve uzunmuş gibi hissedilecek bir tatil diliyorum.

ps. başlık şarkısı Denize Doğru ile Ortaçgil

Hiç yorum yok: