2 Ağustos 2011 Salı

"yerimi bilmem, bilmem ne taraftayım"


Geçtiğimiz bir yılda gördüm ki, spor beni düzenli biri kılmakla kalmıyor, hayatımdaki enerji dengesini pozitife doğru taşıyormuş. Ve hep söylediğim gibi kısıtlı zaman, insanı miskinlikten de kurtarıyormuş.

Başta bu nedenler, daha sonra da form denilen şeyi bulabilmek için uzun süredir spor salonu araştırmalarım mevcuttu. Hatta bir önceki maceramdan daha çok yer gördüğümü de söyleyebilirim. Hepsine büyük ümitlerle gidip, aynı karamsarlıkla ortamdan ayrılıyordum. Ben blogda "şu derste çok başarısızım ama ısrarla da devam ediyorum" yazıları yazabilmek için, ders programı çeşitli olan bir yer arıyor, onu da bir türlü bulamıyordum. Fiyat konusunda ise uygun bir yeri bulmaktan uzun zaman önce vazgeçmiştim.

Sadece kafamın almadığı dolarla üyelik hadisesi vardı. Spor veya spor hocaları yurt dışından ithalmiş gibi, bütün klüpler ısrarla usd bazından fiyat veriyordu. Eğer kardio aletleri usd ile satılıyor derseniz, ben de finanscı gözümle, bunun adı yatırım. Standart gideri döviz cinsinden olmayan bir yerin, standart gelirini dolara bağlaması bu ortam da biraz şımarıklık olmuyor mu diye sorardım.

Aslında bir önceki spor salonumdan ortalamada memnundum. Tek derdim, aslında hayatımın da derdi olan kalabalıktı. Gelin görün ki, sakinliği aradıkça ders çeşitliliğini bulmam da mümkün olamıyordu. Bir de şunu itiraf etmeliyim ki, eski spor salonumun 10'da biri olamayacak yerler ondan daha yüksek fiyat biçince, hadi oradan sen de diyerek ortamdan kaçıyordum.

Ve itiraf edeyim, bu spor salonu arayışında ben gerçekten hayır demeyi öğrendim. Bildiğiniz üzere, spor salonu satışçılarına telefonunuzu kaptırmakla, bir umum, tuvalete telefonunuz yazılması aynı şey. Siz karar verene kadar telefonunuz daima çalacak. Bu yüzden hayır derken yaşadığınızı tereddütü karşı tarafa asla yanıtmamalısınız.

Ben ki, bir spor salonunda muhtemelen benden küçük, benden daha geri zekalı ve kesinlikle benden daha ukala olan bir satışçının (o aslında klübün işletmecisi!!) yarım saat satış taarruzuna maruz kaldım yine de üye olmadım ya, gerçekten kendimle çok gurur duydum. Telefonumu da vereceğim spor salonu kalmayınca, artık kararımı vereyim dedim ve kendimce yoğun pazarlıklarla imzamı attım.

Bu yoğun araştırma sürecinde karar vermek bile insanı spor yapmış gibi hissettiriyor ama asıl macera iki hafta sonra başlıyor. Ondan sonra anya ve konyayı görüp, 1 yıl pineklemenin vücudumda yarattığı tembellikle yüzleşeceğim. Bir de inşallah spor salonuna verdiğim paranın da yediklerimden kesmem için vesile olmasını dileyerek, aburcuburcu hayata veda edeceğim.

ps. başlık şarkısı araf ile mor&ötesi

2 yorum:

kusburnu dedi ki...

aha ben demiştim.. işte ilk ter kokma meyilli blog yazısı da yazılmış bilem :)

Fery... dedi ki...

spor benim için keşke yapsam cümlelerinin ardında kalacak sanki hep :( yapanlara kocaman tebrikleeerrrr... bknz. benim gibi olan ama şu andainanılmaz değişim göstermiş Ozan :)