9 Ağustos 2011 Salı

"her insan biraz romandır, kahramandır biraz yalandır"

Artık enayi olduğum için mi kendimden başkasını gereksiz yere düşündüğümden mi bilinmez, ben bir kapıdan çıkarken arkamdaki kişinin yüzüne o kapı kapanmış olmasın diye kapıyı tutar daha sonra resmi törenlerle o kapıyı arkadan gelen kişiye teslim ederim.

Kendime sık sık “herkes ben gibi değil ki “telkininde bulunsam da, benden önce çıkanlardan o kapıyı tutmalarını ya da en azından arkadan biri geliyor mu diye bi zahmet bakmalarını bekliyorum. Bunu yapmayanlara da kimi zaman sesli kimi zaman içimden olmak üzere öküz diyor, kibar insan kriterimi kapı eksenine oturtuyorum.

Ve bir de bu kibarlıktan yoksun insanların önünden tesadüfen çıktığım için kapıyı tutmuş isem ve bu zatı muhteremler beni kendilerinin emir eri sanıp, kapıyı tutmadan geçip gidiyorsa cidden deli oluyorum. Sonra diyorum ki, tutma kapıyı geç git kendi yolundan ama işte içimde benim mantığımı kabul etmeyen bir dırdırcı var ve kendisi de maalesef hayatın gerçekleri ile henüz tanışmış değil.

Leyla ile Mecnun benim için kırılma noktasına ulaştı. İlk bölümünden itibaren pek severek izlediğim, övüp durduğum dizinin, artık herkesin sevgi nesnesi olmasına pek sempati duymam maalesef mümkün değil.

Bir de ben şunu anladım, edebiyatla ya da senaryo işiyle (nihayetinde kelimelerle) uğraşan birilerinin röportajlarını pek okuyamıyorum. Aslında okuyorum da pek dikkate alamıyorum. Sonuçta bu insanlar afilli cümle kurma üstadı olunca röportajları da fazla süslü laflar barındırıyor gibi geliyor bana.

Elif Şafak’ı okumaktan itinayla kaçtığımı sanırım her 100 yazıda bir söylüyorum. Bende bulunan sayısız önyargıdan biri de kendisinin gerçekliğine karşı olduğu için, hiçbir kitabını okumaya heves etmiyorum, bundan da kötüsü hiçbir kitabını merak etmiyorum.

Elif Şafak’ın son dönemde medyada sürekli eleştirilmesini de, hem pr işinde sınırları zorlayayım ama hem de naif ve içine kapalı olayım ikilemine bağlıyorum. Hakkınızda bu kadar çok konuşulmasını istiyorsanız, bunların bir kısmının da olumsuz olmasına katlanmak zorunda mecburen kalırsınız.

Son kitabı İskender’in intihal olma konusuna ise iki kitabı da okumamış biri olarak fikir beyanında bulunmam saçma olsa da, intihal olayının pek gerçekçi olmadığına inanıyorum. Çünkü nereden bakarsanız bakın, sinema sektörü 50 film temeli üzerinden iş yapıyor, diziler deseniz gayet çerçevesi belli. Şarkı sözleri shuffle’a alınalı çok oldu. Bu noktada her kitabın birbirinden ayrı şeyler söylemesini beklemek imkansız. O zaman bütün aşk kitapları 3 kitabın karbon kopyası sayılırdı.

Bu noktalarda işin içine çok girmek ve biraz da niyeti yönlendirmek çok önemli. Yani acaba bunun bir benzeri nerede vardı diye bir esere yaklaşırsanız, her şeyi her şeyle alakalandırabilirsiniz. Çünkü kendim dahil çoğumuzda böyle bir özellik var. Bir şeyi baştan anlatmaksa geçmişle ilişkilendirerek tasvirde kolaya kaçmayı tercih ediyoruz.

Nihayetinde eğer sizin siyabir şeyinizi çaldığınızdan emin olduğunuz birine “ o benim ” dediğinizde, “hayır benim, bende de vardı aynısından” diyebilecek yüzsüzlükteyse siz ne yaparsanız yapın karşı taraf pişkinliğiyle sizi alt edecektir.

Bunun için de telif hakkı mağduru değilseniz, sizin yerine Nobel’i de almıyorsa kimse, bırakın okur karar versin kitabın orjinalliğine.

ps. başlık şarkısı Başka Bahar ile Işın Karaca



3 yorum:

Fery... dedi ki...

olsun ya sen yine de tut kapıyı 10 kişiden biri öğrense kardır :)

defneyleyasamak dedi ki...

Belki bir şans verebilirdim Leyla ile Mecnun'a ama aynı hissiyatla tiwtter'da herkesin replik yazısı, ismail abi söylemleri ve birbirlerine kooooş koş başladı dizi nidaları diziyi seyretme olasılığı sıfıra indirdi. Kendi adıma üzgünüm tabi.

Ben ki çok sevdiğim bir kitap olduğunda isim bile verirken confidential notu eklerim önerdiğim sevdiklerime. Çünkü korkarım ya plajlara düşerse, minder üstü kıç baş meydanda okunursa diye. Ya da ne bileyim bi manken (ki bu hissiyatın eski zamanlara tekabül ettiği düşünülürse kim olduğu malum) eline defile arası alır da kulaklığıyla okur da burnunun dibine yanaşan bir muhabire "ayyy sahane kitap" der de, benim gözümdeki kitabın onca satırının değeri düşer diye.

Hadi şimdi benzer kümeleri bulalım !

malumafatrus dedi ki...

benim bu sevdiğim bir şeyi sevdirme halimle, çok sevilen bir şeye antipati duymam tuhaf bir paradoks aslında.

Bir kere herkesin ayılıp bayıldığı şeye sempati duyamıyorum burası kesin ama kendi kanımın kaynadığı bir şeyi de yakınlarım sevsin ki hakkında konuşabilelim istiyorum.
Ama işte ne zaman bu sınır yakınlarımdan çıkıp, ayağa düşüyor, o zaman ben her şeyden yabancılaşıyorum.

Günümüz tüketim çağında da az ve öz seven diye bir şey kalmadığından, sevdiğimi kendime saklamayı öğrenmeyi de bu gelgitleri yaşamamak için gerekli görüyorum.