26 Ağustos 2011 Cuma

"düş sattım aldanmışlara "

Uzun zamandır sportif ve kültürel mecralarda harcamadığım enerjimi kuaförcülerde harcamaktayım. Her şey saç rengimi değiştirmekle başladı. Saç rengimi stabil tutmak için her ay boya macerasına girmek sosyal sorumluluğum halini aldı.

Tabi bir de o saçlar boya, güneş, deniz ve uzatma nedenlerinden iyice cansızlaştığından; sıklıkla fön çektirip saçlarım sanki canlıymış gibi hareket etmeye çalışıyorum. Anadolu yakasında yaşadığım vakitlerde, çok güzel fön çektiğine inandığım bir kuaför için hep aynı yere giderdim; ama artık devirle beraber kuaför yaklaşımım da değişti. O gün olduğum yerde yoluma çıkan, tipini beğendiğim temiz sandığım mekanlara bir cesaretle giriyorum.

Bir de kuaförde müdavim olmayı sanırım çok istemiyorum. Ya da şöyle söyleyeyim, bir haftada iki kez aynı kuaföre tahammül sınırım yok. Bu yüzden, mahallenin ve komşu semtlerin kuaförlerinde çeşitli maceralarım var.

Hep yazıyorum, klişe bir kuaför muhabbeti olarak her gittiğim her yerde ilk duyduğum soru; saçınızı nerede kestiriyorsunuz veya nerede boyatıyorsunuzdur.

Ben buna uzun süre tüm açıksözlülüğümle Bandırma diyordum. Böylece konu çok kolay şekilde kapanıyordu çünkü rekabet bitiyordu. Gerçi bazı densizler ısrarla, kusur bularak burun kıvırmaK için ellerinden geleni yapsalar da ilişkimiz bir fönlük olduğu için pek de takılmıyordum.

Ama artık devir değişti. Ben Bandırmadaki kuaförümü aldatmakla kalmıyorum, bununla beraber saçımı boyattığım kuaför dışındaki tüm kuaförcülere de yalan atıyorum. Söz konusu hadise iki gıdımlık dikilitaş mahallesinde gerçekleştiği için yalanımın ortaya çıkması kuvvetle muhtemel ama onlara o dakikada kuaför sadakatine verdiğimi önemi anlatmam da epey zor.

Tabi bir yalan devamında 10 tane yalanı da getirdiğinden az biraz maymun oluyorum ama neyse. Misal evime en yakın olduğu için diğerlerine kıyasla daha çok gittiğim kuaför; birdenbire herhalde annenizin yanına gittiniz dedi. Ben de ne alakası var şimdi bunun diyerek, niye ki dedim. O da “saçınızı orada boyutuyorum demiştiniz ya, saçlar boyanmış diye dedim” dedi. Ben de klişe bir kıvırma beyanatı ile yok annem buraya geldi, artık o boyuyor, nasıl olsa renk oluştu dedim. Sonra bu yalanı çok sevdiğimden, saç boyamla ilgili tüm sorulara da dip boyamı annem yapıyor diyorum.

Mesela Nişantaşı’nda da nispeten sık gittiğim bir yer var ve saçma bir uygulamayla isminizi (telefon yok çok şükür) kaydediyorlar. Ben de genellikle arkadaşlarımın isim kombinasyonlarını kullanıyorum. Ve Nişantaşı’nda başka bir yere gittiğimde de ilk defa orada fön çektiriyormuş gibi davranıyorum ki, biz daha iyiyiz olayına hiç girilmesin.

Gerçi buna rağmen en son gittiğim föncüde, kırık fön ( bilmeyenler için dalgalı bir çeşit fön) çektirmek istememke, çocuğun bu konuda uzman olduğunu anlatması, saçın işi bitmesine yakın, hayatınızda çektirdiğiniz en güzel fön iddialarında bulunması falan biraz içimi baydı. Yine de nalet günümde olmadığım için, kendisine saygı da kusur etmedim. Gayet beğenmekle beraber, nihayetinde bir fön ne kadar güzel olabilir, o kadar böbürlenmese keşke diye içimden geçirdim.

Tabi bir de, saçınızın artık kesilmesi lazım uyarısı var ki, ben de “ya evet haklısınız ama bir arkadaşımın düğünü var, ondan sonra kestirmeyi düşünüyorum” demekten içime fenalık geldi. Bu dertten de Bandırma’ya gidip saçımı kestirerek kurtulacağımı umut ediyor; kuaförlerin bu sahiplenme ve aldatılma paranoyalarını Avrupa Yakası’nda konu eden Gülse Birsel’i de duygularıma tercüman olduğu için teşekkürlerimi sunuyorum.

Ps. Yine ve yeniden saçımı da kahküllü veya daha kısa bir modelde kestirme isteğimi de yoksaymak için ciddi bir mücadele veriyorum.
ps.2. başlık şarkısı Ezginin Günlüğü- Düşler Sokağı

4 yorum:

soluk dedi ki...

en huzursuz olduğum yerlerden biri kuaför. nefret ediyorum ya, kuaföre saçımı kestirmek ya da yaptırmak için her gidişimde acayip geriliyorum. her seferinde de ne kadar haklı olduğumu görüyorum. özellikle de saç kestirirken. "ama saçlarınızın kesilmesi lazım, çok kırık var" ya da "kim kestiyse çok kötü kesmiş, bir gün gelin ben düzelteyim" gibi laflardan çok sıkılıyorum. en nefret ettiğim konu ise hiçbir zaman saçımı istediğim boyda kesmiyor olmaları. ben de buna önlem olsun diye bir yalan bulmuştum kendime, hep onu söylüyordum. "ben oyuncuyum, rolüm gereği saçlarımın uzun olması gerekiyor, bakımsız ya da kırık olması önemli değil" diyerek geçiştiriyordum. taa ki 2 ay öncesine kadar. ısrarla sadece uçlarından kesmesi gerektiğini vurguladığım kuaför, 2 yıldır özenle uzattığım saçlarımı omuzlarıma kadar kısalttı, ben de kıyameti kopardım ama geri gelmedi saçlarım. neymiş efendim, çok kırık varmış. en son kadına "kırık olup olmaması umurumda değil, sizi de ilgilendirmez, ben saçımın uzun olmasını istiyorum" diye bağırarak dükkandan çıktığımı hatırlıyorum. son olarak hep aynı kuaföre giden insanlara imrenirim. ben hiç bir zaman o insanlardan olamadım, sürekli farklı yere gidiyorum.

soluk dedi ki...

amma dertliymişim bu konuda :)

malumafatrus dedi ki...

valla ben de gayet dertliyim, öyle ki saç sorunsalında bir başka yazı daha yazmam şart.

Saçımın uzunluğuna pek takılmamaya başladım ama yine de saç kestirmek için bir kuaföre güvenmem şart.

Bu arada ben senin yerinde olsam, para falan ödemez öyle çıkardım kuaförden, bu şekilde belki kendi kafasına göre iş yapmanın nasıl bir densizlik olduğunu anlardı.

Fery... dedi ki...

saçımı Özgür'den başkasına boyatacak mıyım acaba ?