22 Ağustos 2011 Pazartesi

"dava düşmüş kalp aşımından, bizi neye değişiyorsun?"

Yaşlı ve sempatik esnafa duyduğum zaaftan ötürü, kendilerinin sattığı şeyleri gerekli gereksiz sorgusuna girmeden alırım. Bugün de incir hevesiyle Beylerbeyi'nde sempatik bir amcayla müşerref oldum. Amacım sadece incir, hadi bir de siyah üzüm almakken, tamamen amcanın kafasıyla belirlediği kilolarda salatalık, şeftali ve en çürüğünden muz almak zorunda kalarak bir güzel kandırıldım. Daha doğrusu kazıklandım ama amcaya duyduğum sempatiden kandırıldım demeyi tercih ediyorum. Amcanın paraüstü vermemek için bir de dünya çirkini muzları  da elime tutuşturması ve benim sadece istemiyorum demekle kalmam, kendisinin üstün bir İsmet İnönü stili ile bunları yok sayması,  yolunacak kaz alanında doktoramı pek yakında tamamlayacağımın işareti oldu. Ve işte tam da bu yüzden iyilik ile enayilik arasında gizli bir organik bağ olduğu konusunda hala ısrarcıyım.

Bu arada esnaf sempatikliğinin şart olduğu ilk meslek de benim için dondurmacılıktır. Sempatiklikten kastım, maraş dondurmacılarının müşteriyi tebessümle beraber maymun etmeleri değil tabi. Sonuçta dondurma bir keyif tatlısıyken, hitler çorbacı  modelindeki adamların veya kadınların sattığı dondurmaların tadının gölgelendiğini düşünürüm.

Sempatik mekan sahiplerinin ilk sırasına da dondurmacı olmasa da Nişantaşı Bread&Butter'ın işletmecisi ya da sahibi  olan hanım kızımızı gösteririm.

Bu kadar yemek muhabbetine bir de malumafatrus spesyali sıkıştırmak istiyorum. Bezelye pilav ikilisi kadar bayıldığım limonlu tavuk bilumum yerlerde yapılsa da, ben annemden aldığım tarifi kendime göre modifiye ettiğim için, kendi eserim gibi görüyor ve beğenildiğinde de epey bir böbürleniyorum. Şimdi efendim, ince tavuk göğüslerini, biraz yağ, tuz, kekik, nane ( artık sevdiğiniz diğer baharatları eklemek size kalmış) ve her şeyden önemlisi limon tuzu. Ben zaten ekşiye bayılırım ki, bir de bu karşımı en az 5-6 saat marine halde buzdolabında tutunca şahane bir kıvam alıyor. Kendisini sonrasında yağsız tavada pişiriyorum ve bu kadar pratik bir yemeğin bir de böyle lezzetli olmasına bayılıyorum. Eğer bir de taze marul ve salatalık bir şeyleriniz de varsa, buyrun size ideal yaz yemeği.

Her Gülben Ergen fotoğrafı ve klibinde, bende aynı hissiyat vuku buluyor; Nihat Odabaşı ile acilen kanka olmalıyım. Evet gülben ergen çok güzel bir yüze sahip ama yani güzelliğe sebep olan Nihat Odabaşı etkisi diye bir şey var bu hayatta ve kendisi bu konuda en çok gülben ergen'de başarılı olduğundan diyorum ki, olay ticaretten ziyade iyi niyet ve arkadaşlık. Bu yüzden kendisinin ilk hastalığından, tavuk suyu çorbamla kapısını çalmaya hazırım.

Düğün hediyesi Range Rover olan Ayşe Özyılmazel'in ehliyetinin henüz olmadığını da belirtmeden geçemeyeceğim. Aslında burada AÖ'ye edecek lafım yok. Benim derdim Range Rover sahipleri ile. Ve ehliyeti olmayan ( bu durumda pek araba da kullanmadığını düşündüğümüz) birinin ilk arabasının kamyondan bozma range rover olması, pratik yaparken  ufak hasarların biraz büyümesine neden olacaktır.

Magazinin (ve hatta kalitenin) dibine doğru gideceksek; hafta sonu itibariyle Kral Tv'yi ne zaman açsam denk geldiğim Demet Akalın ve Sabıka klibinin fenalığına değinmek isterim. Demet Akalın'dan ne bekliyordun ki diyenler pek tabi haklı olacaklar, mamafih bu klip yine de çoook kötü. DA'nın giydiği mayokinilerin kötülüğünden mi bahsetsem, ultra kro ayna gözlüklere mi laf etsem, slip mayolu yüzen erkeklerin konuyla kopukluğuna mı kafa yorsam bilemedim ve sadece "oyyyy" diyebildim.

TV camiasında fenomen haline dönüşecek Doktorlar'ın sabah akşam tekrarlarının gösterilmesi, yeni bir
Cennet Mahallesi mi sendromu mu dedirtse de, diziyi halen utanmadan izlediğimi de itiraf etmeliyim. Yalnız Show Tv tamamen random bir şekilde mi yayınlıyor bu diziyi, yoksa bu kadar tekrarı yutturmak için kafa mı karıştırıyorlar anlayamadım.

Haftanın sonuna gelip, depresyona girecekken bayram tatili var ki diye kendimi kandırdım.

ps. başlık şarkısı Ayşe Özyılmazel'den Sabıkalı

1 yorum:

Fery... dedi ki...

iyi insan olmak karşılıksız vermek mevhumlarında karşılıktan kasıt bence kendin dışında birinden bir beklentinin olması yoksa dilenciye verilen para ile kendini iyi hissetmek bir karşılık değil bu kişinin kendi iç huzuruyla alakalı bir şey ama ben dilenciye para verdiğimde yanımdakinden bravo bekliyorsam bu karşılık bana göre ve işte tam da bunu beklemeden yapmak lazım ne yapılıyorsa...

Kitabı merak ettim ben de okuyayım... Hem belki böylece tekrar kitap okuyan bir insana dönüşebilirim, dinimiz amin...