19 Ağustos 2011 Cuma

"Bir ben mi yaşlandım yoksa anılar mı? "

Oradan buradan hayat;

Ülke gün geçtikçe saçmalıklar komedyasına dönüşüyor. Ne için "yok artık" dersek o başımıza geliyor.

Beyoğlu’nu türbe sanan belediye başkanı, sokağın en sempatik sokak çalgıcılarına da yasak getirebiliyor.

Bugüne kadar sosyal veya politik hiçbir duruşu olmayan Ajda Pekkan, hükümetin bir numaralı temsilcisi halini alıyor ve her yanı şov kokan Somali uçağında da yerini gönül rahatlığı ile alıyor.

Sertab Erener’e ise diyecek lafım geçen haftalarda sıraladım, sadece nasıl oldu da abisi Nihat Doğan’la beraber yapılacak bir seyahatin marka değerine gölge düşürebileceğini söylemedi onu anlayamıyorum.

Nihat Doğan’ın ise üstün survivor başarısı ile, Somali’den sorumlu bakan olmasını canı gönülden diliyorum.

Egemen Bağış’ı ise Angelina Jolie Hatay’a geliyorsa, Ajda Pekkan niye Somali’ye gitmesin fikriyatından ötürü, “kedicanını” ödülüne layık görüyorum.

Her kadın bir gün annesine benzeyecek teorisini, gün geçtikçe annemden ananeme geçiş yaparak yaşıyorum. Fiziken de epey benzerliğimizin olduğu ananemle, huylarımızın bu kadar örtüşmesi ve benim ananemi “zor kadın” olarak nitelendirmem, kendime olan sevgimi!! arttırıyor.

Özellikle her hediye aldığım dönemde, hiçbir zaman hediye beğenmediği için, uzun zamandır hediye almayı bıraktığım ananemi yadediyorum. Hediyeyi beğenmek veya beğenmemekten öte, her hediye verenin, “sen kolay kolay bir şey beğenmezsin ama” beyanatı ile konuya girmesi kendime dönüp bakmamı sağlasa da aldığım birkaç hediyeyle,”haklıyım bence” diye u dönüşü yaptım.


Bu konuda genelde çok açıksözlü ve şımarık olarak adlandırılsam da, ben bir hediyenin manası olması gerektiğine inananlardanım. Hediyeden ziyade o hediyenin düşünülmüşlüğünü sevdiğim için,aksi durumlarda “bunu kime versem, işine yarar “ acaba diye ciddi ciddi düşünüyorum. Neyse ki, hediyesini beğenmediğim de fikrimi açıklıkla söyleyebildiğim sevdiklerim var ve halen bu şımarıklıklarıma rağmen beni de seviyorlar

Bu hafta içinde gittiğimiz bir mekan, yemeklerinden ziyade porsiyonları ile bizi pek keyiflendirdi. Blogda fotoğrafını da bilahere göreceğiniz porsiyonlar başlangıç olarak değil ana yemek olarak menüde yer almakta ve kendileri için de ortalamanın gayet üstünde bir paha biçilmekteydi. Lezzetlerine hiçbir laf edemeyeceğim minyatür yemekler, Michelin yıldızlı mekanların da tarzı olduğu için, bir yerin Michelin yıldızı alması, öncesinde tost yiyerek o mekana gitmeniz gerekliliğini öğretti bana.

Bu arada, tost demişken yolu Susurluk’tan geçtiği için kendini tost yemek zorunda hisseden bünyelere, Ulusoy veya Varan yerine YADA’yı tercih ederek güzel bir tost tatmalarını önererek, bugünlük vizyon misyon olayımı noktalarım.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
Yeni sezon başlarken masterchef ‘e dair ses soluk olmaması, programın yenisinin yapılmayacağının bir işareti olabilir mi? Yoksa demirbaş sunucu Öykü Serter ‘in akademisi bitince, yeniden çatal bıçak olaylarına girilebilir mi?

ps. başlık şarkısı bir muhteşem söz yazarı Serdar Ortaç'ın Yarıçıplağından, seslendiren de bir başka muhteşem insan Gülben Ergen:)

2 yorum:

Fery... dedi ki...

gerdin beni Tuğba, yarın akşam benzer diyaloglar yaşanacak mı diye korkuyorum hediye konusunda...

malumafatrus dedi ki...

bir de şöyle düşün bu yazıyı Pazar günü yazsaydım, bizim için mi yazdı ki bu yazıyı demez miydin?

O yüzden gerilecek bir şey yok, en azından ben yeteri kadar şeffaf olmaya çalışıyorum:)