4 Ağustos 2011 Perşembe

"bazi yalanlar güzel bazi gerçekler acıymış"


medyanın papatya falına tüm sevgimle devam ediyorum;

Sevmediklerimin gazına gelmeden önce şunu belirtmeliyim ben medyada şu an en çok Nuray Mert'i seviyorum. Kendisi yazılarından ziyade duruşu ve tavrıyla da rol modelimdir. Ondaki sertliğin onda biri bende olsa, bu kadar eziklik macerası yazamazdım sanırım. Hal ve tavır bir yana, omurgalı duruşundan ötürü dokuzuncu köyden de kovulmaz  inşallah diye de umut ediyorum. 

Bir de politika alanlarından çok uzaktaki Elif Key'e pek seviyeli hissiyatlar besliyorum. Sevgimin şekillenmesine vesile olan twitter'a, bu kadar kişiden soğuttun bir kişiyi de sevdirdin ya aferin kereta diyorum.
Eskiden daha sempati duyduğum Tuğçe Tatari'yi ise şu aralar, ne yapsam bilemiyorum kategorisinde takip ediyorum. Evlenmeden önceki performansının kısa süren evliliği, soner yalçın'In hapse girmesi falan filanla gölgölendiğini görüyorum. Bir de evlenir evlenmez o soyadı köşesine ekletme tavrının ne kadar gereksiz olduğunu, hüsranla sonuçlanan evliliğinde anladığını sanıyorum.

Yine aynı ekipten Ahmet Hakan'ı da ne yapmalı kategorisinde pozitife yakın bir şekilde izliyorum. Yani artık ciddi ciddi çoğu yazısını okuyor, akıllı olduğunu düşündüğümden de twitterdaki sayısız akılsızın retweetine katlanıyorum. Kendisi de bir aslan olduğu için, o kendiyle dalga geçme ve her şeye burun kıvırma tavırlarını gayet iyi anlamakla beraber, karizmatik olucam diye yanında ayağı alçılı olan kıza zerre yardım girişiminde bulunmamasını (bir magazin programında gördüm) soğukkanlılık olarak değil hödüklük olarak nitelendiriyorum. 

Zenginliğinin nereden kaynaklandığını henüz çözemediğim Oray Eğin'i ise korkaklar kategorisinde izliyorum. Şu an yine de muhalefet edilebilen bir gazete olan Akşam'da yazmasına rağmen, özellikle son zamanlarda politikadan uzak konularda yazmaya çalıştığını görüyor ve yol arkadaşı Soner Yalçın'ı da yeteri kadar savunmadığından, kara günde ilk kaçıcaklar listesine kendisini de ekliyorum.

Köşe yazısı ile twit'ı birbirine fazlasıyla karıştıran Cüneyt Özdemir'in ise her yazısında laf çakmak amacı gütmesini çağımızın hastalığı olarak nitelendiriyorum.

Bir köşe sahibi olmasa da, içindeki hıncı maşaları veyahut Taraf ( ki o da aslında bir maşa) üzerinden kusan Perihan Mağden'e ise saygımı yitirdiğimden, sadece tutarsızlığına acıyorum. 
Bildiğin sıradan bir okurken; tavşan daha küsmüş dağın haberi yok versiyonu bir değil, iki adet yazı yazan kendimin ruh sağlığı içinse diyecek laf bulamıyorum. 

ps. başlık şarkısı müzik alemlerinden elini eteğini çektiğini söyleyen Teoman'dan Bazı Yalanlar

Hiç yorum yok: