11 Temmuz 2011 Pazartesi

"ve herkesin aslında kendi gönlüne bir borcu kalır"

Genel bir kanıya varmak doğru mu bilmiyorum ama film yapılan romanlarda kitabın hakkını verememek gibi bir dert vardır. Haliyle 350 sayfalık romanı 2 saate sığdırmak kolay olmaz, hikaye değişir, bir şeyler atlanır, karakterlerin kelimeyle işlenme işi filmde oyuncuların yeteneğine bırakılır ve filmler  romanın okurlarına buruk bir tat bırakır.

Bu durumun aksi yaşandığında da genelde film sayesinde romandan haberdar olanlar, filmin devamında kitap nasılmış peki diye bir el atar ve genelde de hayal kırıklığına uğramazlar. (Tabi aramızdaki bazıları da 2 saatte izlediğim film için niye bir de kitap okuyim derler ki, an itibariyle kendileri yazı konumuz değil.)
Gelin görün ki, bu noktada hayalgücünüzü mecburen rafa kaldırmanız gerekir. Sizin için tüm karakterlerin rol modelleri çizilmiş, castı yapılmıştır ve siz o satırları okurken sadece bir oyuncuyu oturtursunuz hikayeye. Kolay olduğu kadar heyecan kaçırıcı bir haldir bu ve her okurun da hoşuna gitmez.

Bir süredir Emrah Serbes'in ilk romanı Her Temas İz Bırakır'ı okuduğum için gönül rahatlıkla söyleyebilirim ki, ben önce Behzat Ç'yi izleyip sonra kitabı okumaktan hiç pişman değilim. Çünkü bazen sonları bilseniz bilmek, o sona gidişe dair ilginizi öldürmüyor. Ben de böyle bir kitap okuduğumu düşünüyor ve çaktırmadan tüm oyuncuları da hikayedeki rollerine adapte ediyorum. 

Bu vesileyle de kitaptan iki kuple satırı sizinle paylaşmak istiyorum. Ayrıca kitabın sonunda Erkan Goloğlu'nun (bknz. AKif Kurtuluş) betimlemesinden esinlendiğini belirttiği için de Emrah Serbes'i daha da seviyorum. 

"Telafisi en güç şey dikkatsizlik sonucu kırılan kalplerdir. İş işten geçtiğinde bütün mazeretler tedavülden kalklar, kıran da kırılan da piç gibi ortada kalır. "
"Alışkanlıklar günlük yaşamın diktatörleridir. "

Kitap da okurum, magazin de izlerim kıvamında olacak ama hafta sonu izlediğim bir akıl boşaltıcı programda duyduğum satırları da sizinle paylaşmak istiyorum. 

3 kuşak Kaya Çilingiroğlu'lardan en büyüğü ve rahmetli olanı; ortanca Kaya'ya "akla nazar değmez" diye bir hatırlatma yaparmış. Bu derin sözün meali; kimse kimsenin aklını beğenmez, herkes kendini akıllı sanarmış ki, Montaigne'nin benzer bir denemesini de okuyanlar hatırlar sanırım. 

itiraf ediyorum, genelde aklımı pek matah bulup, sonra çok büyük yanılgı içinde olduğumu anlasam da, ara sıra bazı bazı zekasına şapka çıkarttığım insanlarla da karşılaşıyorum. Ama bugüne kadar kimsenin zekasına aşık olmadım, bundan sonra da olacağımı sanmıyorum. IQ'um veya EQ'um ne olursa olsun uzunca bir süre de  "ben onun kalbinin güzelliğine aşık oldum" veya" ben onun zekasına aşığım" gibi klişe beyanatlardan uzak duracağımı düşünüyorum.
Bunun içindir ki acilen magazine son vererek kitap alemime geri dönüyorum. 

ps. başlık şiiri Akif Kurtuluş

Hiç yorum yok: