24 Temmuz 2011 Pazar

"kaybolur zaman saçlarında"


tatilin bilmemkaçıncı- son olduğunu umduğum-  notları;

Tek ve güzide kredi kartım fenerbahçe bonus olduğu için, her ödemem de türlü espriye maruz kalmaya alışığım. Ama bu şike olayından sonra kartımı kullanmaktan gerçekten sıkıldım. Pozitif veya negatif, her seferinde istinasız 5 dakika muhabbet etmek zorunda kalıyorum. Hele ki, bir yerde öyle bir fanatiğe denk geldim ki, 10 dakikamı ve ömrümün yarısını da orada bıraktım.

Zaten tatil sonrasında IMF'ye Yunanistan'la beraber bana da el atın ricasında bulunacak duruma geldiğim için, kredi kartımı bırakır bu muhabbetten de birazcık sıyrılırım diye umut ediyorum.

Daha öncede yüksek sezonda tatile çıkmış biri olarak her güne ortalama bir iş arkadaşı düşüren kadere çok acayip küfürler ettim. Çalışan sayısının yüksek olduğu bir şirkette çalışmak, popüler tatil mekanlara gitmek benim hatam olabilir ama yani bu senede bir bahtsızlık çöktü üstüme. Bir de maşallahı var gözüm eşek gibi iyi gördüğünden, bir mekana girer girmez, tanıdığımı görür küfrümü ederim. 

Tatil rotanızda Cunda ve Alaçatı ardarda olunca, içiniz sakız ağacından hallice bir hal alıyor ki ben aslında damla sakızlı şeyleri de seven biriyim. Gelin görün ki, olağan arz- talep dengesinden ötürü, bu arz fazlalığında da yemesem de olur hani diyorsunuz.

Birkaç yazı önce yazdım Bodrum'da en sevdiğim yerlerden biri olan Xuma, geçmiş yıllardaki uygulamasını değiştirmiş. Eskiden 60 TL giriş ücreti ile girer ama tüm o parayı orada harcayabilirdiniz. Bu sezon itibariyle ise 35 TL giriş verip, sonra o paranın üstüne de ek harcamalarınızı katıyorsunuz ki bu noktada 35 TL'ye kısaca hava parası diyebiliriz. 

Bodrum'da bol olan parasını harcamaya gönüllüler genelde Türkbükü taraflarına gitse de, Xuma'da o kalabalıktan nasipleniyor ve birileri sağlam paralar harcayıp güzel de bahşişiler bırakıyor. Böyle olunca da, o kişilere şezlonglar rezerve ediliyor. Biz artık konunun uzmanı olduğumu için vakitlice gidip, yerimizi alsak da, ben bu düzene karşıyım sayın okur. Şahsen sıcakta, özellikle de siz eğlenirken çalışan insanlar için çok üzülsem de, para için türlü yalakalıklar yapan garsonlara da ultra gıcık oluyorum. Bu nedenle kızım sana söylüyorum, xuma sen anla; eğer uygulamanı değiştirdiysen, dersin ki, tüm girişlerimiz rezervasyonludur. Bu sayede herkes eşit şekilde mekanından faydalansın. Yok ben eşitlik aramıyorum dersen, zaten kendini ona göre konumlandırır bizim gibi fanileri de kapından uzak tutarsın. 

Arasıra bazı bazı şu ülkede benim dışımda herkes balıksever diye düşünüyorum. Zaten İstanbul'un tüm balıkçıları doluyken, tatilde de aynı hevesle balık yemeye devam edilmesini haliyle ben anlayamıyorum.  Koskoca Bodrum'da say deseniz popüler 3 balıkçı sayabileceğim ( Mimoza, Memedof, Sait; Gündoğan için Terzi Mustafa) için bu ilginin birazını da sürü psikolojisine bağlıyorum. Gönül isterdi ki, yer bulalım Sait'te balık yiyelim ona göre yorum yapabileyim ama her yazıda kalabalık demem boşuna değil, inan bana sayın okur. 
8 günde sanki hiç konuşmamış, yazı konusu biriktirmiş gibi oldum ama sanırım bu da son tatil yazısı olamadı sayın okur.  Hala tahammülü olanlar için bir sonraki görgüsüzün tatili yazımızda görüşmek dileğimle sizi tatilimin figürü süperman kazım'la başbaşa bırakıyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Yaz sezonunda İstanbul'da olan tüm range roverlar güneye göç edip, bunlara Bursa ve Ankara cemaati de eklendiğinden tatil yörelerindeki range rover'lardan kusmak istiyorum. Sanırım ne kadar zengin olursam olayım bu ağır ticari görünümlü araçların sahiplerine duyduğum antipatiden ötürü bu modellerden hiçbirine sahip olmayacağım. (otomotiv sektörü için büyük kayıp)
  • Cüneyt Özdemir'in eşi Zeynep İnanoğlu  gerçekten çok zarif ve güzel. Tabi annesi Gülşen Bubikoğlu olan birinden de aksini beklemek sanırım pek mümkün değil. Önyargım nedeniyle olabilir ama Cüneyt Özdemir'se her şekil ve şartta kasıntı hallerde. 

ps. başlık şarkısı fery'nin önerisi ile tanıştığım halil sezai paracıkoğlu'nun İsyan'ı.

Hiç yorum yok: