21 Temmuz 2011 Perşembe

"kafa nereye bir oraya"



Tatil notları vol 2;

  • An itibariyle bu yazıyı size Bodrum’dan bildiriyorum sayın okur. Leyleği havada gördüğümüzden uzak dinlemeden, tatilimiz sadece 1 hafta demeden hem cunda adası, hem alaçatı hem de bodrum’u içeren bir tatil planı yaptık. Şimdilik olaydan şikayetçi değilim ama haftaya klişe olan çok yorgunum  beyanatlarımı yine bu blogda karalayacağım.
  • Tatil kitabı, güneş kremi kadar olmazsa olmaz bir ihtiyaç bence. Geçen sene Murat Menteş Korkma Ben varım sayesinde pek eğlenceli günler geçiren ben, bu tatilde de Her Temas İz Bırakır’ın bitiremediğim kısmı ve Son HArfiyat ile kendimi oyalarım sanmıştım. Ama söz konusu Emrah Serbes olunca, oyalanmak ne mümkün. Kitaplar bir çırpıda bitti. Ve ben hem kitapsız kaldığıma hem de Behzat Ç’nin şahane maceraları bitti diye üzüldüm.
  • Seriyi okuyunca şunu çok daha iyi anladım ki, Behzat Ç’nin dizi olarak başarısı kitaplarda gizli. Emrah Serbes, her şeyi o kadar iyi tasvir etmiş, o kadar detaylı anlatmış ki, iyi bir cast ve kitabı sindirmiş bir senaristle dizinin başarısız olmaması imkansız olurmuş gibi geliyor bana şimdi. Yine de kitap sayesinde Harun’a ve Hayalet’e bir kez daha hayran olduğumu belirtmek isterim.
  • Bozcada, Cunda ve Alaçatı, temelde birbirine benzeyen yöreleri. Hepsinin özünde sempatik Ege kasabası baskın. Hizmet, imkanlar ve vizyonla oradaki tatilci kitlesi değişiyor.  Ama Bodrum öyle değil. Bodrum bir klişe de olsa İstanbul’Un sayfiye mekanı gerçekten de. Hele ki, dün Gümüşlüğü gördükten sonra kendisinin de Cihangir’in yazlık mekanı olduğuna kesinlikle eminim. Gümüşlükte kalacağımıza yere adımımızı atar atmaz gördüğüm, Yılmaz Erdoğan, Ömer Faruk Sorak, Rıza Kocaoğlu ve Çok Güzel Hareketler Bunlar’In bazı ergenleri ; hani sakin bir yerdi, burası sorusunu sordurdu bana. Akşamda gördüğüm tiyatrocu ekibiyle, anladım ki, bu bohemliğin kökü Cihangir’e dayanıyor.
  • Ve şunu da itiraf etmeliyim, biz Gümüşlük bohemliğine dayanamadığımız için oradan kaçtık. Bohemlik, klimasız otel odasıysa, ben popülerliğin serin sularında yüzmeyi tercih ederim.
  • Gümüşlük’te Mimoza’ya gidecek kadar balıksever veya zengin olmadığım için, Vedatım Mİlorumun vakti zamanında çok beğendiği Soğan Sarımsak’ta akşam yemeğimizi yedik. Sınırlı yemek çeşitleri de olsa Soğan Sarımsak kesinlikle ziyaret edilesi bir yer. Kola ve meyve suyu dışında alkolsüz bir içeceğin bünyesinde olmadığı mekanda benim gibi icetea’ye talim edenler suyla takılsa da, her yediğinizin tadına “vay be “diyeceğinizi iddia edebilirim.
  • Bodrum’u benim için güzel yapan iki şey vardır ki bunları her sene yazıyorum muhtemelen. Birincisi Bodrum Marina Yacht Klübün yemekleri, ikincisi de Xuma. Yat klübe henüz teşrif edemesem de, Xuma’yla ilk buluşmamızı yaptık. Xuma’Nın yıllardır sürdürdüğü politikadan vazgeçip, sadece giriş ücreti uygulamasına geçmesini  (eskiden giriş fiyatı daha yüksekti ama tamamını içeride harcama için kullanabiliyordunuz) ve daha da önemlisi turistlerin buraya otobüslerle getirlmesi, her güzel şey bir gün kirlenecektir teorimi doğruladı.
  • Bu noktada Alaçatı Seaside’ın yanına Mehmet Ali yılmazgillerin otel yapacak ve Seaside’ın da kapanacak olması da hayatın acılı gerçekleri kısmında belirtmem gereken bir başka haber.
  • An itibariyle güneşten kaçarken  yazacak çok konum olsa da, yeni tatil kitabım Murat Uyurkulak’ın  Tol’u ile tanışıp, yazı konusu olacak gözlemlerime devam etmek için huzurlarınızdan ayrılıyorum.  
ps. başlık şarkısı tatil boyunca radyoda en çok duyduğum Sıla şarkısı

1 yorum:

Fery... dedi ki...

İstanbul'a gelme sıkıcı sıcak :(