25 Temmuz 2011 Pazartesi

"i told you, i was trouble"


"İnsan kendi felaketini seçemez. Kendi felaketine aktif katılım içinde olabilir ama yine de onu seçemez. Yıkılmak için dizilen domino taşları gibiyiz. Biri gelir sana çarpar, seni yıkar ama onu da başka biri yıkmıştır. Biraz tepeden, soğukkanlı bir zaviyeden bakınca göze hoş gelen bir görüntü aslında. Kendi felaketinden bile zevk alabilirsin böylece. O felakette seni diğer insanlara bağlayan şeyi görürsün çünkü. Bu durumda herkes suçlu olduğuna göre hiç kimsenin suçlu olamayacağını anlarsın. Herkes birbirini yıkar. İnsana kim vurduya gitmek yakışır.”
“İnsan iradesini hiçe sayıyorsun o zaman.”
“Hayır,” dedim. ”İnsan iradesine hayranım. "

diye yazmış şu sıralar noktasını, virgülünü bile okumaktan keyif aldığım Emrah Serbes

Aslında Amy Winehouse'un ölümü üzerine bir şeyler karalayıp karalamama konusunda epey kararsızdım.  Her zaman olduğu üzere bir ölümün üzerine beyan edilecek her türlü hissiyatlı ve abuk fikir bir çırpıda karalanmıştı. Okumak bazen insanı yazıdan soğutan bir hadise. hatta genelde böyle bile olabiliyor benim için. Ama bu sefer biraz farklı oldu, hem Emrah Serbes'in 85. Afilli Filinta yazısı (konudan çok bağımsız olsa da) hem de Yiğit Karaahmet'in yazısı bende bir derleme yapma ihtiyacı doğurdu bende.

Ben Amy Winehouse'un ölümüne şaşıran hatta çok şaşıran azınlıktanım. ısrarla söylemekten vazgeçmeyeceğim, bizim gibi olmayanı algılayamama problemi var hepimizde. Ve bu kusurun farkında olmadığımız gibi, sürüden ayrılmış herkesin ısrarla da bizim gibi olması  için mücadele ediyoruz. Amy Winehouse'un ölümü üzerine karakter tahlili yapanlar da işte tam da bu dertten muzdarip. Hala sanatçının bize örnek olmasını gerektiği yalanına inanmışlar. Onlar için dinledikleri şarkılar değil, o şarkıların sahibinin hayat hikayesi önemli. Kendi doğrularına göre yaşamayanların başına gelenlerden duydukları mutluluğun ise tarifi yok. Bu nedenle "ben demiştim" demek, favori replikleri. 

Nihayetinde hiçbir kelime ölümün gerçeğinin üzerini örtemiyor, buna rağmen Yiğit Karaahmet'in de yazısını kopyalıyorum. Bundan sonrası şarkılar, geriye kalan başka hiçbir şey onlar kadar gerçek değil.


"Amy Winehouse’un öldüğünü bir arkadaşımın telefon mesajıyla öğrendim: ‘Ölmüş Amy.  L ’ Bu kadardı mesaj. Ölüm haberi ve üzgün surat. Ötesine gerek yoktu. Daha fazlası da anlamsızdı zaten. Sanki çok yakın bir arkadaşımızı kaybetmişiz gibi kısa öz ve olayı özetleyen.
Şaşırdım mı? Evet.  İlk şoku geçiriyordum çünkü.
Neden öldüğünü merak bile etmedim. Zaten bunun cevabını hepimiz biliyorduk. Biz Türkler olarak kendi payımıza Türkiye konseri iptal edildiğinden bu yana ölümü bekliyorduk. Back to Black albümü ve yoğun uyuşturucu skalasıyla beraber tüm dünyada ilk günden bu yana bunu beklemiyor muydu? Hiç kimse bu ölüme hazırlanmadı ama hepimiz bunun er ya da geç olacağının farkındaydık. Bu şekilde olacağını da…
O yüzden ilk şaşkınlığım geçtikten sonra bıraktım artık bu ölüm hakkında düşünmeyi. Evde anısı için üç – beş sevdiğim şarkısını son ses dinledim. Onun ne kadar büyük bir vokal olduğunu düşündüm. Jim Morrsion’ı, Jimi Hendrix’i, Janis Joplin’i yakalayamayan bir kuşak olarak en azından Amy Winehouse’un yaşadığı döneme şahit olduğum için mutlu oldum. Bir efsanenin başlangıcını, yükselişini, skandallarını takip edebilmiştim. O bizim kuşağın Hendirx’i oldu.
Uyuşturucudan ölümünü yadırgayan, su testisi yorumunu yapacak kadar aciz, ucubik, ev teyzesi zavallılara ise sadece acıyorum. Bir arkadaşımın bu konuda attığı bir tweet tüm hislerimi çok net açıklıyordu: ‘Bağımlılık bir pembe dizi değildir’. Çok haklı. Oturduğumuz yerden birilerinin hayatlarını nasıl yaşadıklarını izleyip, yadırgayıp sonra da onu suçlayamayız. İlla bu şekilde bir karakterle bağlantı kurmak istiyorsanız Yalan Rüzgarı’nı izlemenizi tavsiye ederim.
O yüzden Amy’nin ölümüne üzülmedim. İstediği gibi yaşadı, istediği gibi öldü. Bundan hiç taviz vermedi. Bir şöhret budalası olarak bu konuda kendi adıma tek bir şeye üzülüyorum. 27’imi geçeli çok oldu. 
Cennet varsa orada da şarkılarını bağıra bağıra en yüksek kafada söyleyebiliyordur umarım.  

ps. başlıktaki sözler ise hiçbir zaman mükemmel olmak istemeyen bir kadının şarkısından

Hiç yorum yok: