11 Temmuz 2011 Pazartesi

"her şeyin farkındayım adın yok sanın yok"

  • Aranan Ayça Şen, nihayet alaçatı’da bulundu. Kendisi Deniz Arcak’la beraber il fico diye bir restoran açmış ve bu sektöre dair şaşkınlıklarını minik minik twitter’da paylaşmakta. Yolum oralara düşerse pek tabiî ki il fico’ya gidip, kendisine dair sempatik hissiyatlarımı paylaşmak ve daha da önemlisi bu gizli Tony enişteyi görmeyi gerçekten çok istiyorum.
  • Hissiyatlar demişken, geçtiğimiz Cumartesi Arnavutköy’de girandola’dan dondurma alıp, koştura koştura arabaya giderken, karanlıkta bir başına telefonuna bakan ( ve muhtemelen ntv cumartesi programı için ulaşım aracı bekleyen) Şebnem Bozoklu’ya ben sizi çok seviyorum diyerek, bir sokakarası itirafında bulundum. Bu arada ben yürümeye devam ediyordum, kendisinden şaşkınlıkla kafasını kaldırıp teşekkür etti ve tüm bu olaylar sanırım 15 sn’de gerçekleşti.  Bir başka itiraf olarak da, genelde sıkıcı olmaktan dert yansam da bazen kendimi bile şaşırttığımı belirtmeliyim.
  • Şans faktörü fevkalade subjektif bir hal. Daha doğrusu bir olay için şanslı olduğunuzu söylemek için birçok boyutta düşünüp, taşınmanız ve sonuca bakmanız gerekiyor. Ben eskiden çok şanslı bir insan olduğunu sanan, ardından kırdığı 3 aynanın gölgesini hayatında hisseden bir insanım. Bu nedenle, kendimi şanslı gördüğüm vakit, dur bakalım bir bekle işin sonunu gör diyorum ve genelde de 90’ı görmeden golü kalemde görüyorum.
  • Alışveriş konusunda fevkaladenin fevkinde batmış durumundayım. Bu nedenle size bu uğurda edindiğim bolca avm gözlemi sunabilirim. Mesela H&M yokken bu ülkenin ne şekilde giyindiğini gerçekten merak ettiğimi belirtmeliyim. Bir Pazar günü, girip sadece sırayı görüp kaçtığım istinyepark H&M’e hafta içi uğradığımda tablo pek de farklı değildi. Daha da vahimi, ben de sıraya rağmen bir şeyler aldım. Ama bunlar illa oradan almam gereken şeyler miydi? Hayır tabiî ki, ama Allah o toplum psikolojisi denilen şeyi nasıl biliyorsa öyle yapsın.
  • House cafesever bir bünye değilim. Ekstrem bir olay olmazsa, sadece kapısının önünden geçerim, özelikle de Nişantaşı’ndakinin önünden geçiyorsam, Mansur Forutan orada mı diye bir göz atarım. Bu noktada geçen Pazar Ortaköy house cafe’ye gitmemin nedeni, bir “şehirde bunalmışlık göstergesi” bir farklı ne yapsak halindendir.  Gittik de ne oldu, en az yarım saat beklediğim yemek soğuk geldi.  Söylediğimde gayet ilgilendiler, özür dilediler falan ama ne oldu, yeni gelen et de gayet pişmemişti. Ama ben asabiyetimden yiyebileceğimi yedim ve olay mahalinden uzaklaştım, bir daha da gitmeyeyim diye not defterime çizgimi çektim.
  • Ultra cool kadın Kate Moss’un düğün haberi sayesinde şunu sorgulama gereksinimi duydum, evlenen çiftler bir hediye listesi yapmalı mı yapmamalı mı? Klasik türk geleneklerine uymayan bir tavır olsa da, bence acilen tüm düğünlerde bu uygulamaya geçilmeli.  Ben mesela altın hediye etmek istemiyorum ama bu noktada ne alınmalı sorununun da cevabını veremiyorum. Oysaki olsa güzel bir liste, seçsek içinden bir hediye daha anlamlı olmaz mı? Şimdi bana hediye öyle siparişle olur mu diyenlere, altın almanın anlam ve mana kısmı nerede diye sormak isterim.
ps. yazıdan bağımsız şekilde eklediğim tatil ilüstrasyonunun da yazısı pek yakında gelecek. 
ps. 2. başlık şarkısı Hande Yener- Anlatsana

Hiç yorum yok: