1 Temmuz 2011 Cuma

"hangisi sen?"


Daha öncede kaç kere yazmışsam da bugün tekrar etmek de fayda görüyorum. Fiziksel şiddet kısmını gözardı edersek, bir kadına en çok zararı yine bir kadın veriyor. Bazen bu kadının kendisi de olabiliyor ama o zaten ayrı bir yazı konusu.

Israrla söylüyorum, gurbetçi ve turistler dışında insan sevmeme konusunda ayrımcılığım yok. Birini erkek diye , ya da kadın diye ne daha çok severim, ne de nefret ederim. Bu da tam bir biseksüel açıklaması gibi oldu ama anlatmak istediğimi sanırım anladınız.

Ben misal kadınların daha detaycı olmasından, erkeklerin ise empatiden uzak olmasından muzdaribim. Kadınların hayatı çok ciddiye alması ama erkeklerin hep çocuk kalması da ayrı bir dert. İş hayatında kadınların başarılı olmak için illa bir tercih yapmak zorunda kaldığı gerçeğiyle de neredeyse her gün yüzleşiyorum.

Ve iş hayatındaki ayrımcılıktan ziyade, iş hayatında kadınların “kadın önyargısı”ndan ciddi ciddi hemcinslerim adına utanıyorum.

Ben bugüne kadar birebir hep kadın yöneticiler ile çalıştığımdan diğer tarafı da görebileyim diye artık erkek bir yönetici ile çalışmak istiyorum. Ama “Ayy illa erkek yöneticim olsun” tavrım yok. Çünkü derinlemesine gözlemlediğim iş hayatında olayın cinsiyetle değil, kişilik ve iş yapış tarzı ile ilgili olduğunu düşünüyorum.

Kim ne derse desin bir çalışan, erkek diye daha başarılı olmaz. Daha akıllı olur derseniz onu bilemem, bu kadar bilim adamının sürekli erkek çıkmasında kesin vardır bir neden. Bir de biz kadınlar gibi her şeyi yüz kere düşünmediklerinden, akıllarını daha efektif kullandıklarını da düşünebiliriz bu başka.

Çocuk da yaparım, kariyer de lafı gerçek olsaydı; Nil Karaibrahimgil’in bugüne kadar çocuk doğurması gerekirdi diye düşünenlerdenim. Kimse bunu söze dökmese de, çocuk doğuran çoğu kadına artık kariyerinden vazgeçti gözüyle ( hırçınlığını yitireceği endişe ile) bakan sayısız erkek var.

Ama bugünkü yazı konum erkekler değil. Erkeklerden daha erkek kesilen kadınlar.

Belki benim çevreme böyleleri denk geliyor bilemem ama kadınlarla çalışmayı tercih etmeyen kadınlar var. Ve bunu alenen açık saçık beyan edenlerin çoğunlukla düşünmediği bir şey var; bu tavırın aynısı gün gelip size uygulandığında, hiçbir şey deme hakkınız yok. Gün gelip, bir erkek ya da bir kadın sizinle cinsiyetinizden dolayı çalışmak istemezse, neye ve kime itiraz edebilirsiniz? Ayrımcılığı kendinden başlatan biri kendisine yapılan ayrımcılığa ne şekilde itiraz edebilir ki?

İşte bu yüzden kadınlar, hem erkekler hem de kadınlar tarafından destek görmedikleri için yönetici oldukları zaman daha hırçın ve anlayışsız olmayı tercih ediyorlar. (konuyla ilgili bir ece temelkuran yazısını da bulabilirsem daha sonra ekleyeceğim)

Ve işte tam da bu yüzden, birçok şirketin üst yönetimi erkek egemenliğinde. Bu mantık devam ettiği sürece, öyle de kalmaya devam edecek.

Bense dediğim gibi, çalışma ahlakını, iş yapış tarzının cinsiyetle değil, kişilikle ilgili olduğunu düşündüğümden, kişisel kaprislerini işine yansıtmayan ve sorumluluk bilinci yüksek insanlarla çalışmayı tercih ediyorum. Umarım ilerde de aynı şekilde düşünmeye devam ederim.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

Sizin istedikleriniz bin zahmet yapıp, bir erkeğin ricasını hemen gerçekleştiren hemcinslerimden de itinayla utanmaya devam ediyorum.

Coming soon;

Ayşe Özyılmazel ve Ali Taran’ın yıldırım nikahı üzerine yazı yazmamak blog anlayışıma ters. Sadece düğün olsun bir de fotoğrafları elimde olsun diye bekliyorum. Böyle bir konuyu gözardı etmeyecek kadar magazin bağımlısı olduğum malumunuz.

ps. başlık şarkısı Hangisi Sen ile Jehan Barbur

2 yorum:

soluk dedi ki...

katılıyorum. herşey yöneticinin kişiliğine bağlı. kadın, erkek hiç fark etmiyor.

kusburnu dedi ki...

Kadinlar genel olarak fazlaca ezildiginden, bu genlere islemis eziklik yonetici olunca ego patlamasina donusuyor..