25 Temmuz 2011 Pazartesi

"gözlerim sokaklarda"

Hayatımdaki sayılı yeteneklerimden biri yol bulma yeteneğimdir. Çok gezmekten ziyade bir tür iç hissiyatla gitmediğim yerler hakkında da teori üretebilecek kadar uydurukçu bir yapıya sahibim . Bu nedenle bugüne kadar bir googlemap, bir navigasyon falan gözümde pek önemli değilllerdi.

Mamafih geri dönüşü zor olan ve kaybolmanın lüks olduğu yollarda bu bahsettiğim uygulamalar bir nevi velinimetmiş, bunu da uzun seyahatimiz sayesinde anladım. Hatta abartıp benim en iyi dostum googlemap ve twitter bile diyebilirim. Tabi bu dostluk sayesinde, googlecu abilerin bizim attığımız her adımı takip ettiğinin elbette farkındayım. Ben de sırf bu yüzden herkesin gittiği yerlere gidip kalabalığa karıştım ki kafası bir güzel karışsın.

Kalabalık demişken, türk milletinin yakın temas hevesinden de kesinlikle bahsetmeliyim. bence özellikle istanbullular farkında olmaksızın kalabalıkla özdeşleşmiş ve yalnız kaldığın da tuhaf bir panik yaşıyor. Aksi takdirde, İstanbul'da da bir sürü şubesi olan Ramiz'in Akhisar şubesine köfte kokusuna, sayısız başka yemek yeri olmasına rağmen yığılmazlardı. İtiraf edeyim, açlık başımıza vurduğu için o kalabalığa katlandık ama yani salata sırasına bile itinayla giren, hiç de sıkılmayan insanları görünce, kesin bende bir anormallik var dedim. Daha da olsa uğramam ama şunu da itiraf etmeliyim, tadı kesinlikle diğer Ramizlere beş basar güzellikteydi.

Konu yemekten açılmışken, milletçe köy kahvaltısı takıntımıza da değinmek isterim. Sayısız köy görmüş biri olarak şunu sormak istiyorum, köy kahvaltısını normal bir kahvaltıdan farklılaştıran nedir? Eğer gerçek ev ekmeğinden bahsediyorsak (ki bayılırım), köy kahvaltısı verdiğini iddia eden hiçbir yerin o ekmediği sunmadığını iddia ederim. Bu noktada domates peynir ve reçelin köy kahvaltısı şeklinde sunulmasına da itiraz ediyor ve köy kahvaltısı verdiğini iddia eden her yerden de uzak duruyorum. Paket reçel, bal vb. gibi şeyleri sunan tüm kahvaltıları da her zaman olduğu gibi esefle kınıyorum.

Klimasız odaları ve sinekler nedeniyle pek sempatik bir intiba edinemediğim Özak Pansiyon'un kahvaltısının gayet güzel olduğunu da hak yememek kapsamında belirtmek isterim.

Bu kadar tatilden bahsetmişken, Cunda'da Edina Otel'i, Yalıkavak'ta Art Suits oteli , Çeşme' de de Alaçatı Sörf Oteli gönül rahatlığı ile konaklanabilecek yerler olarak öneririm.

Aklımda kalan bir bronzlaşma başlığı kalsa da artık bu tatil serüvenine bir son verip, İstanbul hayat yorgunluk dedikodu felsefe gibilerinden fani yazılarımla görüşmeyi umut ederim.

Zaten bu kadar yazıdan sonra, bir süre yazı yazmasam, neredeki bu diyeceğinizi sanmam.

ps. başlık şarkısı İsyan ile Halil Paracıkoğlu

Hiç yorum yok: