23 Temmuz 2011 Cumartesi

"bırak inceldiği yerden kopsun"


tatilci gözlemleri;

Herkesin tatil kavramından anladığı en az hayattan anladıkları şeyler kadar farklı. Ama genel olarak müsadenizle şöyle bir kanıya varacağım; üç tarafı denizlerle çevrili güzide yurdumuzda yüzmeyi seven insan sayısı gerçekten düşük bir oranda. 
Tam sezonunda tatile çıkmış bir bahtsız bedevi olarak şunu söyleyebilirim ki, sahillerde denize girmek sadece bir serinleme aktivitesi. Genel çoğunluk deniz esintisi ile takılmak, çoğu kadın güneşlenmek, çocukları ile kumsalda oyun oynamak ve terlediği zamanda da suya girmeyi tercih ediyor.
Ben önceliği yüzmek olan bir bünye olarak tabi bu durumdan çok memnunum. Aksi takdirde bu kalabalığı bir de denizde çekmek zorunda kalırdım. 
Tabi bir de geceyi sabaha doğru sonlandıran alemci tayfa var ki, benim gibi odağı yüzmek olan bir tavuğun o kadar deniz mesaisinden sonra bir de gece alemine mecali haliyle kalmıyor. 
Kendim de tam sezonunda burada olduğuma göre şunu da rahatlıkla söyleyebilirim, sakin tatil istiyorum beyanatları fazlasıyla klişe. Kendi adıma çok yorgun olduğum için mevsim anormalleri diye bir şey de başımıza bela olduğundan bu dönemde burdaydım. Ama bir sonraki sene aynı tercihte olmayacağımdan da kesinlikle eminim. 
Tatil dediğiniz dönemde bazı şeyleri olağan seyrine bırakmanız lazım. Gelin görün ki, kalabalık nedeniyle oluruna bırakmak demek, açıkta kalmak demek. Ben zaten plancı histeriğin teki olduğum için, sürekli rezervasyon işleri ile uğraşıyoruz. 
Tabi Bodrum gibi İstanbul'un sayfiyesi olan bir yerde, bazı mekanlar için rezervasyon demek de ayrı bir dert. Aslında dertten ziyade para ve bol bahşişi hadisesi ortaya çıkıyor. Mİsal zaten girişi olan bir beach'de yer bulabilmeniz için, garsonla sıcak bir ilişkiniz olmalı ki, istediğiniz vakitte gelip, yerinizi alabileseniz.
Bu noktada Xuma ve işletme politikasına dair fikriyatlarımı başka bir yazıya saklayacağım.
Benim asıl gözlem diye yazmak istediğim; tatilci ailelerin halleri. Şu an uzaktan konuşmak çok kolay ama bence tatil amaç dinlenmekse, çocukla ve çocuksuz olarak iki bölüm olmalı. Tabi bir de bakıcı ile tatile çıkmak ritüeli var.
Ben bu konuda henüz net bir fikriyata varamadım. Yani bir yanım özellikle iki ve üzerindeki çocukların kesinlikle bakıcı ile tercih etmeleri yönünde. Sonra birden geçen sene Sibel Arna'nın o iğrenç yazısı geliyor aklıma. Denizdeki bakıcılara bakıyorum, herkes tatildeyken onların çalışmak zorunda olmalarına üzülüyorum.Ve şahsen çoğunun tatilde giyeceği kıyafeti olmadığını, bir tatil kültürleri olmadığını bildiğimden de bu mu doğru ki acaba diye de kendime soruyorum. Sanırım burada bakıcı ile birebir ilişki çok önemli. Yani ona aileden biri gibi davranırsanız o da çalışsa da tatil yaptığını düşünebilir, ama aksi takdirde sizin keyifli tatiliniz başkalarının köleliği halini alabilir.
Sonra bir de şunu dünüyorum, bakıcılar genelde çalışan annelerin tercihi. Bu noktada, annenin çalışmadığı tatil yaptığı dönemde de bakıcıdan kopamamak, çocuk bakımını outsource etmeye alışmışlığın bir işareti gibi geliyor bana.
Bakıcısız ailelerde ise, çocuklarla oyun oynama alanında daha çok babaların yer aldığını görünce, bütün sene anneler bakımdan sorumlu olduğu için babalar, annelerin nefes alabilmeleri ve biraz da telafi için bu rol değişiminin olduğuna kanaat getiriyorum.
Tabi ben şu an çocuğu olmadığı için bol keseden yorum yapan bir çokbilmiş olduğum da, çocuk sahibi olursam elbette fikriyatlarım çeşitli dönüşler yaşayacaktır o da ayrı. 

ps. başlık şarkısı en çok çalınan bir başka şarkı Yakar Geçerim ile Ajda Pekkan

Hiç yorum yok: