24 Haziran 2011 Cuma

"Zaman geçiyor gözlerinde"



İçimdeki Alman disiplini mi beni sıkıcı yapıyor ben sıkıcı olduğum için mi Alman disiplinini destekliyorum bilemiyorum. Gelin görün ki ben, zaten hayatımızda az kural varmış gibi, bir de kendi kafamdan kurallar uydurup, buna göre iyice daraltılmış bir çerçevede yaşıyorum. Hatta itiraf etmek gerekirse, bazen başkalarını da bu kurallar doğrultusunda değerlendiriyorum daha da kötüsü yargılıyorum. Gerçi bu yargılam işini hepimiz az çok yapıyoruz ve o noktada da hep kendi doğrularımızdan yola çıkıyoruz.

Ben mesela çok şükür bir bankada çalışmadığım için kıyafet konusunda katı kuralları olan işlerde çalışmadım bugüne kadar. Gerçi çalışsam da alman disiplinim nedeniyle çok sıkıntı çekmeyeceğim aşikar.

Şimdi bu noktada size şu soruyu sormak istiyorum sayın okur; müşteriyle birebir temas halinde olmadığınız bir işte çalıştığınızda bir kıyafet yönetmeliği olmalı mı olmamalı mı?

Ben girişten de anladığınız üzere, olmalı tarafındayım. Yani bu illa klasik giyinilecek, kot giyilmeyecek şeklinde değil. Kotla falan hiç derdim yok benim. Bendeniz sadece hayatın her alanında belli bir standart arıyorum. Adı iş olan yere de kumsala gittiğimiz gibi gitmemeliyiz ki tatilin kıymeti olsun diye düşünüyorum.

İş yeri dediğiniz yer çok ciddi olmak zorunda değil, bunda hem fikirim. Rengarenk giyinmeye de bayılıyorum evet ama bazı insanların otokontrol mekanizmaları olmadığı için gerçekten ayarı kaçırdıklarını düşünüyorum. Koca koca insanları da kıyafetlerinden ötürü uyarmayı abesle iştigal sandığımdan, bir kriterin en azından sınırları çizeceğine inanıyorum. Aslında bu önerim yasakçı zihniyet mantığından farksız, bunun da farkındayım.

Tabi bir de bu kıyafet olayında, reklam ajansında çalışsan böyle giyinebilirsin muhabbeti vardır. Bu mantıkla bence ar-ge’ciler de aynı şekilde rahat olabilirler de, benim sorunum rahatın sınırı nedir? Ya da sınırı olmalı mıdır?

Ben kuralcı yanımla evet olmalı diyorum. Çünkü hepimizin içinde az veya çok bir şekilci ruh olduğu için ve imaj hiçbir şeydir, susuzluk her şey, sadece bir reklam sloganı olduğu için bazen kıyafetlerimizin yaptıklarımızın önüne geçebilceğini düşünüyorum. Her türlü farklılık, karşınızdakinin konstrasyonunu dağıttığını ve çoğumuzun sadece iş odaklı olması mümkün olmadığı için, bazı noktalarda ne yazık ki biz değil kıyafetlerimiz konuşuyor.

Bu noktada bana, tüm renklerimizi kurutup tek tip üniformamı giyelim derseniz, cevabım tabiki hayır. Kaldı ki insanların moda adı altında tep tipleştiğini görüp buna da üzülenlerdenim. Benim derdim renklerde değil, daha çok bir tertip ve düzen olmasında. Çok net söylüyorum, erkeklerin kargo şortlarıyla giydiği ve kıllı bacaklarını sergilediği bir ortam da çalışmak istemezdim. Böğürlerini açma sevdalısı erkekler bu noktada benim için yeterli kadar azap veriyor.

İşimi değiştirsem, kurumsal bir firmada çalışmasam belki fikriyatlarımı değişir. O zaman önce işimin, sonra da içimin değişmesini dileyelim.

Satırlarıma son verirken de “iyi ki öğretmen olup, çocukları psikopat” yapmadım diye de içinize su serpmeyi, boynumun borcu sayıyorum.

Coming soon;

Kendim uydurup anayasa sandığım diğer abuk kurallar...

ps. başlık şarkısı Ay Batıyor- Mehmet Güreli

4 yorum:

varol döken dedi ki...

reklam ajansında çalışırsan böyle giyinebilirsin diye bir şey yok, böyle giyinemezsin diye bir şey de yok ama:)

malumafatrus dedi ki...

bu laf zaten, reklam ajansı görmemiş kurumsal şirketlerde, bunu ancak orada giyebilirsin diye mübalağetmek için kullanılıyor.

"bilmiyoruz ama hissediyoruz, sizin oralarda özgürlük var" misali:)

Delfina ; dedi ki...

Bizim işyerini görmen lazım :) Hem çok serbest hem de kurallar çerçevesinde spor/klasik/şık. Caddelerde gezerken göz yormayışı bundan.Üstelik biz bankacıyız :)

malumafatrus dedi ki...

hem bankacı hem de sportif, olmaz sanıyordum, oluyormuş:)