8 Haziran 2011 Çarşamba

"unutulmuyor deme sakın unutanlar var "



Belki hafızası güçlü okur hatırlar 10 yıl önceki bir Emel (gel günaha girelim) şarkısında, şöyle bir mısra/dize/her neyse var; ben istemem ki mükemmeli, severim dibine kadar belayı. Bendenizin böyle bir mantığı yok, tam tersine bendeniz mükemmeli ararken genelde belayı ya da babayı bulan taraftanım.

Her şeyin daha iyisini istediğimden belki de sadece tamamen muhalif bir yanım olduğu için (ona da freud karar versin) genelde pek anlaşılamıyorum ya da yanlış bir şekilde anlaşılıyorum.

Kısaca şunu söylemekte fayda görüyorum, söze bakarsanız ben mevcutla hiçbir zaman yetinemeyen biri, aynı zamanda mevcut standartlarımı da koruyan sabit bir insanım. Anlayacağınız aklı biraz karışık bir haldeyim.

Bundan ötürü de “empati” kavramına cidden emek harcıyorum. Konunun acemesi olduğumdan da yapılmayacak zamanda empatinin dibine dalıp, yapılacak zaman da atla koşturuyorum. Bu koşturmada ise hep şu sorunun cevabını arıyorum, herkesi anlamam ve herkesi derdimi anlatmam gerçekten gerekli mi?

Ekşi sözlük benim için güncel gelişmeleri takip ettiğim bir kanal olduğundan, gün geçtikçe artan farklı seslere rağmen ısrarla takip ediyorum. Ve genelde –özellikle de günün favori başlığıysa- şunu farkediyorum, millet kendi fikrini söylemeyi değil de, başkasının fikrini çürütmeyi tercih ediyor.

Bu kadar tartışma programının olduğu bir ülkede belki de anlaşılabilir hal bu ama yine de her noktada kararını empoze etmeye çalışmak da hiç sağlıklı gelmiyor bana. Egoysa kendisinden bende bolca var, ama en azından artık ben“her şeyi en iyi ben bilirimi” birilerine ispatlamak için yapılan güç savaşlarının bir sonu olmadığını biliyorum.

Bir de benim siyahı sevmem, beyazı sevenleri neden bu kadar rahatsız ediyor idrak edemiyorum.

Hayat kısa, boşuna bu çaba diyerek, hep size hem kendime nasihat ediyor, bir yandan empati yapıp bir yandan da kendi bildiğimi okumaya devam ediyorum.

ps. başlık şarkısı Emel- Gel günaha girelim

Hiç yorum yok: