9 Haziran 2011 Perşembe

"kanatmışım yaranı sevdikçe"


İtiraf ediyorum artık köşe yazılarının kitaplaşmış halini seviyorum. Yani hem bütn yazıların elimde bulunması hem de hiç okuyamadığım yazıları bir arada okuma hali mutlu ediyor beni. Bu nedenle Ece Temelkuran’ın ikinci Yarısı’nı önce bir roman sanmama rağmen, yazılarından oluşan bir kitap olduğunu öğrenince kızmadım, üstüne de gidip kitabı aldım.

Tabi ben ilk zamanlarda İkinci Yarısını yeni roman sandığımdan, Ece Temelkuran’ın kitaba dair satırları twitter’da bu kadar alenen yazmasına şaşırmıştım. Eski yazılar olduğunu teaser yapıyor yani kitap için diye biraz şaşırsamı ama nihayetinde kitabı çok da derin olmayan beklentilerle elime aldım ve ara sıra bazı bazı ele aldığımdan da keyifle okudum. ( aslında hala bu sürece devam ediyorum)

Bunun içindir ki bu dönemde aradan, özellikle benim yazı yazamadığım dönemlerde bu yazıları serpiştirebilirim araya (evet yaparım bunu yalanım yok) şimdiden uyarımı yapayım.


"Eğer yeterince başarılı olmazsak, görevlerimizi yerine getirmez, yeterince çalışmazsak, sevilmeyeceğimiz, yalnız kalacağımız korkusunu içimizin çekirdeğine yerleştiren o hangi ansa çocukluğumuzdaki, o anı tedavi edebilmek mümkün olsaydı, belki de şimdi böyle olmazdık. Seçip seçmediğimizden emin olamadığımız bir hayatı "becermek" için deliler gibi koşturup çabalamasaydık, bu kadar tahammül edip beynimizdeki tahammül kimyasını bu kadar hor kullanmasaydık, o Allah'ın belası yaramız bizimle birlikte büyüyüp şimdi organlarımızdan ayırt edilemez hale gelmezdi.

Hiç de mutlu olmamamıza rağmen mutlu olmamız gerektiğini kendimize bu kadar çok söyleyip durmasaydık, duracağımız zamanlarda devam etmeseydik belki içimiz bu kadar yorulmazdı.

Boşlukta kalıyorsun

....

Hayat kimin?

Bu hayat kimin gerçekten? Sanki bu hayatı, bütün bu işleri bir "bitirsen" rahat edip dinlenecekmiş gibi yaşamıyor musun sen de? Patlayana kadar tıkıştırıyorsun hayatı ağzına. Sonra bünye kusmaya başlayınca...

Kimse ilişmesin

Bir hayat insanın kendi hayatı olsa bu kadar yorabilir mi sahibini hakikaten? Kimse kendi hayatını yaşamıyor muhtemelen. Bu, en iyi ihtimalle bizim kendimize yakıştırdığımız hayat. Yakışıklı duruyor üstümüzde muhakkak. Tahammül ettikçe yürüyor, tahammül bitince bitiyor kendiliğinden. İlaçlar, hayatı iyileştirmiyor, tahammülü yeniliyor; bal gibi biliyorsun.

Karar günü

Bal gibi biliyorsun, bir gün karar vereceksin. Kimsenin seni beğenmemesini, tanıdığın herkesin "Hiç böyle değildi" demesini göze alıp bir karar vereceksin. Bir gün oturup senin kendi hayatının nasıl bir şey olması gerektiğini düşünmeye mecbur olacaksın.

İlaçların pelteleştirdiği ruhun bir gün muhakkak dirilmek isteyecek. Yaralarınla organlarını ayırmak, bu kez gerçekten istediğin gibi bir hayata başlamak zorunda kalacaksın. O zaman, kendi uzunluğunda olacak zaman. Et kendi ısısında. Sabah, sabah gibi olacak. Uyku, uykuya benzeyecek. Belki hiç ummadığın bir şeyi istediğin çıkacak ortaya, belki hiç ummadığın biri olacaksın sonunda. Ama o zaman içinde, şimdi içinde sıkışmış duran, çırpınan kuşlar uçacak. İyiyken iyi olacaksın, kötüyken kötü. Gülünce güleceksin net bir biçimde, ağlayınca... Bitecek, bileceksin."



ECE TEMELKURAN- ANTİDEPRESAN



Okuduğum kitaplar anlamında mutlu olduğum bir dönemde, beni heyecanlandıran bir başka gelişmeyi de paylaşmak isterim. Afili filintalar, bu Cumartesi Taksim’de Demirörenler’in açtığı AVM’nin içindeki Mega Vizyon veyahut vizyonlu başka bir kitabevinde imza günü düzenleyecek.

Ben ki hayatımda hiç bir kitap için imza almadım, imza gününe gitmedim. Kaldı ki gitsem sıradan içime fenalıklar gelebilir ama gidip bir Murat Menteş’i bir Emrah Serbes’i göreyim istiyorum. Kitapları sırtıma yükler, satt 17.00 sularında olay yerine varırım ama baktım hadise büyük hemen sıvışırım.

Ama gidersem de, afilli filintalara böyle bir AVM’de imza günü düzenlemek biraz ters düşmez mi hacılar diye de sormak isterim.

ps. başlık şarkısı Acıtmışım Canını Sevdikçe

Hiç yorum yok: