2 Haziran 2011 Perşembe

"bu kafa neyin kafası?"

Hoop gitti kafa...

Dün güzide yurdumuz için olağan karamsarlık günlerinden biriydi. Yasaklamak günümüzün modası olduğundan, Muzır Neşriyattan Koruma diye ironik isimli bir “şey” bazı karikatür dergilerinin de +18 olmasına kanaat getirmişti.

Başbakan her gün artan nobranlığıyla, bir gün önce devletin polisinin ölümüne neden olduğu emekli bir öğretmen için, kimdir nedir umrumda değil deyip, sağlıkları tehlike altında olmasın diye HES’lere karşı çıkanlara anarşist demekten de çekinmiyordu.

İşin daha kötüsü, bize bunlar nasıl şeyler böyle dediğimiz olaylar bazılarını çok mantıklı geliyordu. Birileri körü körüne birilerine inanmaktan geçmiş, onlar için herkese laf yetiştirmeyi de kendinde hak görüyordu. Anlayacağınız ağzı olan aklı olan ya da olmayan da konuşuyordu.

Bu hissiyatlarla gittik Krek’in Hopp gitti kafa’sına. Adı gibi oyun da bizim kafaları götürdü. Santral kampüsünün de keyifli ortamıyla biraz da olsa gündemi unutabildim.

Oyun hepi topu 30 dakika. Bu noktada lokasyon uzak da uzak olan santral istanbul’a gitmek gözünüzde büyüyebilir. Ama ortamda takılma ihtimaliniz de olduğundan, bence bir fırsatınız düşerse gidip kafaları dağıtın derim.

Yine kıyaslamanın yanlış olduğunu, çk farklı oyunlar olduğunu bilsem de, ben “güzel şeyler bizim tarafta’yı”daha çok beğendiğimi belirtmeliyim.

Farklı oyunlar evet ama tüm krek oyunlarının demirbaşı olan Bartu Küçükçağlayan’ın bu oyunda da var takdir edersiniz ki. Bence Berkun Oya ile Bartu Küçükçağlayan’In buluştuğu nokta “bu dünyadan olmamaları”. Yani aslında Berkun Oya’nın içindeki çılgınlık hissiyatıyla karizmatiklik olma dürtüsü çarpışıyor ama Bartu Küçükçağlayan karizma derdinde de olmadığından her türlü role bürünebiliyor diye düşünüyorum.

Tabi buaralar sürekli performansını izlediğimden de olabilr, Bartu’nun bu dünyadan iyice kopuk olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de bence kendisi “uçmuş” rollerinin hakkını fazlasıyla veriyor, çünkü zaten kendisinden bir şeyler değil fazlaca şeyler katıyor.

Siz de kısa zamanlarda krek oyunlarını izlerseniz, bazı repliklerini ve tavırlarını daha önceki oyundan hatırlıyacaksınız ama bu bir tekrar gibi gelmesin size, çünkü oyunlar birbirinden çok farklı.

Bartu’dan bu kadar bahsedip de, güzel insan Onur Ünsal’dan bahsetmemek olmaz. Kendisini ailece severek izlediğimizden bu oyunda da kendisini görme şerefine erişmek pek mutlu etti bizi.

Spoiler gibi olmazsa bir de oyunun dans sahneleri cidden absürd ve keyifli.

Oyundan sonra bir de bu sahnede bir Ali Atay oyunu izleyebilseydim diyorum ama kendisi tek oynadığı Bayrak oyunununda da artık yer almadığı için, eve gidip Leyla ile Mecnun izlerim ben de diye keyifleniyorum.

Yüzmilyonlarca kez yazıyorum, Çarşambaların anlamı benim için artık apayrı diyorum.

Peki ama ne oluyor?

Son dakikada devlet kanalı olan trt, hükümet kanalı haline geldiğinden bir politika programı koyuyor leyla ile mecnun yerine. Yayın akışı değişir, bir hafta yayınlanmaz dizi anlarım da, son dakikada bu değişiklik asabiyetimi bozuyor. Birilerinin iki gündür aldığımız eleştirileri hemen tv’de çürüteyim, karşıma da kişiliksiz gazeteciler gelsin, bana kafa sallasınlar diye bir strateji izlediğini düşünüyor, başladığımız yere geri dönüyorum.

Ardından bir de TV’de Nuray Mert dinleyeyim diye Nazlı Ilıcak iğrençliğine maruz kalıyorum,

Bu asabiyetten beni uyku kurtarır diye gerçek dünyadan kaçıyor, rüyalara dalıyorum.

ps. başlık oyundan, hayatın her noktasında sorulacak bir replik.

2 yorum:

kusburnu dedi ki...

sana bir önerim var.. önümüzdeki hafta veya sonraki hafta kocamustafapaşadaki bir oyuna benimle gelirsen sonrasında ismail abiyle tanıştırılma sözü aldım :) ne dersin panpa? :))

malumafatrus dedi ki...

o zaman ben pişmaniyemi alır gelirim:)