17 Haziran 2011 Cuma

"aç gözlerini hayat o kadar da pembe değil"


Altın Kelebek ödül töreni sayesinde şundan artık eminim, bu ülkede başarılı bir ödül töreni yapılamıyor. Bunun koordinasyonunda bu kadar zor olan ne var gerçekten anlamıyorum ama tv karşısındaki eslerle dolu bir program izlemekten, sayın hürriyet gazetesi’li cümleler kurulmasından bir yerlerde büyük bir yanlış yaptığımız belli.

Verilen ödüller de gerçeği yansıtmıyor demek isterdim ama gerçek öyle değil sayın okur. Nasıl seçim sonuçları ile sizin tercihleriniz örtüşmüyorsa, burada da aynı şey geçerli oluyor. Birileri sizin olur mu canım dediklerinize ayılıp bayılıyor.

Ben mesela bu nedenle Sıla’nın nasıl bu sene ödül alamadığını anlayamıyorum. Tarkan’ın albümü bu kadar şahaneydi de ben nasıl anlamadım diye kendimi sorgulamıyorum. Öyle Bir Geçer Zaman ki, dramın son noktasını vadettiği için ödül aldı diye fikir bildirimlerimi kendime saklıyorum.

Mesela eskiden, Turkcell neden Şahan Gökbakar’ı reklamlarında kullanıyor, Recep İvedik nasıl bu kadar izleniyor derdim, artık bunun da mantığını az çok anlıyorum.

Kıssadan hisse ben bu ülkedeki seçimleri n matematiğini çözdüğümü şu yaşımda artık ciddi ciddi düşünüyorum.

Çocukluğum Ahu Tuğba’nın en popüler olduğu döneme denk geldiğinden, ismime dair ciddi önyargılarım vardı. ( bilmeyenler için not; adım ahu değil) Bir de çocuk denilen acımasızların ismimi her türlü versiyonda söylemesi - illa olması gerekirse- çocukluk travmamdır. Bugünse ismimle ilgili en büyük derdim anlamıyla hayatımın gidişatını bağdaştırıp, tüm tersliklerimi kendisine yormamdır.

Tabi Altın Kelebek ödül töreninde Tarkan’ın başına gelenler benim için gerçekten ikinci Ahu Tuğba travmasıdır. İsim hakkı denilen bir varsa (ki bence olmalı), ben böyle arsız ve seviyesiz insanlarla aynı isme sahip olmak istemiyorum. Bence doğuştan insanın meksikalılar gibi 3 ismi olsun, karakter şekillenmesine göre de birini seçmeli.

İsim hassasiyetim biraz duygusal olsa da, soyadı hassasiyetim gerçekten var. Bir harften ötürü bugüne kadar çektiklerimi yazsam, sanırım kitap olabilir. Bir de artık ilk seferde kimse anlamadığı için soyadımı söyledikten sonra “bunun p ile yazılanı” gibi garip bir ifade kullanıyorum. Dün bir arkadaşım, bence bunu mezar taşına yazdır dedi ki, gerçekten de şu an şahane bir öneri olduğunu düşünmekteyim.

İşin daha komik kısmı, evlenirsem de mevcut zorlayıcı soyadımın benimle kalmasını istiyorum. Bunca yıl sıkıntısını çektiğim soyadımı bir imza yüzünden yarıyolda da bırakmayacak kadar da köklerime bağlı bir insanım.

Sonuçta ne soyadı ne de nickinin anlamı olmayan, ikisi de yanlış yazım kurbanı olan bir faniden de aksi beklenmez.

ps. başlık şarkısı Rashit- Aç Gözlerini

Hiç yorum yok: