23 Mayıs 2011 Pazartesi

"veda çeker kürekleri ağır ağır uzaklara"



denizleri aşıp gelen malumafatrus kürkçü dükkanından bildiriyor;

Allahın bildiğini şimdilik kuldan esirgemeye gerek görmüyorum 28 ile 29 arasında bir yaşlardayım. Çok gezen olamadığım için bugüne kadar çok bilen olmaya çalıştım ve bu hafta vesilesiyle Kapıkule'den de ötesine ilk defa geçme şerefine nail oldum. 
Son dakikada tatile çıkacağı belli olan bir bünye olarak da vizesiz olduğu için kapı komşusu haline gelen Hırvatistan'a bir tur vesilesiyle yola çıktım. İş bu yazıyı da bir amatörün seyahat notları olarak tarihe not düşüyorum.

  • Tez canlılığım ile fikriyatımı hemen iliştiriyim; Dubrovnik güzel bir sayfiye mekanı, tabi belirli şekil ve şartlar altında;
  • Mesela turla gitmezseniz, Türkiye'de herkese tatil olan bir dönemde gitmezseniz daha keyifli hale gelebilir. 
  • Her türlü ıvır zıvırı araştıran ben, zamansızlık ve kafanın bindünya olması gibi çok da matah olmayan mazeretlerden ötürü doğru düzgün bir araştırma yapmadan düştüm Dubrovnik yollarına. Bu sayede her şeyi bilmemenin de bazen keyifli olabileceğini gördüm.
                                                   
  • Denizine giremesem de Dubrovnik benim gözümde bir sayfiye mekanıdır ki, sanırım bunda deniz kenarındaki keyifli otelimizin etkisi büyük.
  • Bir Türk klişesi olarak gördüğüm her yeri Türkiye'deki bir yerle özdeştirdiğimden, Dubrovnik'i büyük Bozcaada veyahut bir Bodrum koyuna da benzetebilme becerileri gösterdim. Sanırım bu çağrışımda da sur, kale ve soğuk deniz etkileri mevcut. 
  • Nihayetinde deniz tatiline gitmeyecekseniz 3 gün, deniz tatiline gidiyorsanız 7 gün de geçirilebilecek bir yer bence Dubrovnik. Tabi bir de şu gerçeği inkar edemem, genel turist kitlesi doğrultusunda biraz "yaşlı" (kime göre neye göre) mekanı. 
  • Ve Balkanlar birbirine içiçe geçtiği için de bugün Dubrovnik, yarın Mostar, öbür gün Karadağ şeklinde gezme imkanınız da mevcut. 
  • Her turistik şehir gibi, şehrin turizmden arındırılmış kısmını keşfetmek benim gibi insan sevmeyenlere ilaç gibi geliyor. 
  • Bir de deniz mahsulü ve pizza sevenler Dubrovnik'te karnı tok uyurken, benim gibi sabit ve iki gıdımlık damak zevki olanlara aç kalmak düşüyor. Çünkü bütün turistik mekanlarda olduğu gibi, tüm mekanlarda standart menü ve hepsi birbirinin kopyası yemekler mevcut. Hele ki o aynı tip afilli gözüken ama tadını hiç sevmediğim dondurmalara ise diyecek lafım yok.
                                                    
  • Suyun tadının olmaması eksilerimdeyken, ice tea ve coca cola'nın tadının güzelliğine de şapka çıkartıyorum. Coca cola'nın tadı farklı mı olur sorgusuna takdir edersiniz ki hiç girmiyorum.
  • En sevdiğim restoran olarak surun içindeki Poklisar ( deniz kenarı sayılır o da)'ı gözü kapalı yazarım. 
  • Dubrovnik'e özgü bir şey var mı deseniz, ben orada olduğum sürece bulamadım diye politik cevabımı iliştirir; yerel parası kuno'nun euro'nun 7'de biri (7.3 doğru hesap olmalı) olduğunu da ansiklopedik bilgi niyetine eklerim.

Seyahatimize ilişkin bilumum fikriyat ve hissiyatları da sonraki yazılara saklarım. 

ps. başlık şarkısı unutulurmuş ile özge fışkın

1 yorum:

soluk dedi ki...

harika bir seçim olmuş hırvatistan. bu kısa tatili değerlendirmen de çok iyi olmuş. ben tatilde hiçbirşey yapamadım, evden bile çıkamadım. gerçi cuma çalışıyordum zaten ya, neyse. hayatımı bir düzene sokup plan program yapmaya başlayabilirsem ben de bir ara gideyim hırvatistan'a, merak ediyorum