5 Mayıs 2011 Perşembe

"küçük ışıklar çok uzaktan da görünür"

  • Bu havaların da hali ne biçim dostum muhabbetiyle yazıya başlamak türk tipi bir insan için ideal olurdu sanırım ama ben genelde sözel iletişimde bu konuya girişsem de, yazılı iletişimde havadan sudan kısmını içeriğini başka bir formata dönüştürüyorum. Gelin görün ki, Mayıs ayında Bandırma’ya gitmeme ( IDO sefer iptali) bir hava muhalefeti ben bu işi artık bozmak zorunda kalabilir, hava şartlarına ve ilgililerine (!!) derdimi yüksek sesle (ki inanın benim sesimin alçağı bile gayet yüksek) anlatmak zorunda kalabilirim.
  • Geçip gittiği için anlatırken gayet eğlendiğim bir manyak İbrahim Kutluay hayranlığı dönemim var. Bu süreçte yaptığım çeşitli abudik gubidikler olsa da, bire birde hiç beklemediğim bir yerde (Bursa’ya gidip de Özdilek’de Kutluay’ı görmeyi kim düşünür) kendisini görüp, sonra acilen marketten pempe kağıtlar alıp imza almışlığım vardır. Bunun dışında bir de gerçekten küçükken futbol milli takımını antremanı sonrası oyunculardan ve fatih terim’den imza almıştım itiraf ediyorum.
  • Bu sportif maceralarım dışında hafızam beni yanıltmıyorsa bir ünlü tacizim yok. (göz tacizi hariç) Anlayacağınız kimseye gidip “ay ben sizi severek izliyorum” falan diyemem. Hatta hayranlığım arttıkça, bakmaya bile utanırım. Bu noktada, şapşahane konuşayım diye eğitim aldığımız tiyatrocuyla (ama dizilerde de oynadığından kısmi meşhur) karşılaşınca , selam verme nedenim kendisinin ünlü değil de çok yakın zamanda eğitim aldığım hocam olmasıydı. Hani karşınızdaki kişiyi tanırsınız ama o sizi tanıdı mı tanımadı mı emin olamazsınız ya işte tam da bu noktada hocanın beni tanımadığını gayet idrak edip, ben şurada eğitim almıştım sizden demek zorunda kaldım. Sonra adamcağız da ne yapsın “ay işte pardon bir anda çıkartamadım, şimdi hatırladım” deyip, ardından da muhabbet üretmek zorunda kaldı. Ben de zaten pişmanlık için sebep arayan bir bünye olduğumdan, anında attığım adımdan pişman olup, “bi daha tövbe” kararımı aldım.
  • İşin daha da komik kısmı, hemen bu olayın devamında masterchef’te izlediğim favori adaylardan birini görünce de, “ay acaba elendi mi kendisi” diye sormayı da resmen düşünüp, anımdan fikrimden çark ettim. 
  • İyice yoksayılsa da bu hafta sonu İstanbul’da Formula 1 düzenlenecek ve bu seferle beraber formula rüyası da Türkiye için sona erecek. Böyle büyük ve stratejik bir olaydan bu kadar kısa vakitte böyle bir hüsranla ayrılmak gerçekten takdire şayan bir başarı. Ve şahsen ben formula’nın sevilmesinde ( ya da yayılmasında) ntv dönemindeki yayınların gerçekten büyük etken olduğunu, ntv sonrası cnn türk ve sonrasında trt ile bu havanın da yok edildiğini düşünüyorum.
  • Bu gelmeyen baharda vücudumdaki negatif elektriği atmak için bildiğimiz en klasik yönteme başvurdum ve bulduğum ilk çimene ayaklarımı değdirdim. Bunun mükafatı olarak da mide üşütmesi ve 4 gündür mide bulantısına maruz kaldığımdan, elektrikli bir bünyeyi midesi hassas bir bünyeye tercih edeceğime karar verdim.
  • Bu arada bazı yeni ve güzel mekanlar bulmaya devam ediyorum ama ne zaman bunları blogda duyursam, ardından bir şeyler bozulup mekana da küstüğümden artık mekanları birebir iletişimde paylaşıyorum. Bu yüzden yeni mekan önerilerini sorarsanız yazarım, haberiniz olsun sayın okur.
  • Ama Teşvikiye’de eski Taksim dolmuşlarının durduğu, şimdiyse trafiğe kapatılan ve resmen asmalımescit kıvamına bürünen sokakta Girandola’nın stand kurduğu müjdesini her türlü verir, afiyet olsun dileklerimle satırlarıma son veririm.
ps. başlık şarkısı Bülent Ortaçgil- Raslantı Yalanı

Hiç yorum yok: