27 Mayıs 2011 Cuma

"kirazlar olmadan tez vakitte seninle baharı kutlamaya geliyorum"

  • Hafızası güçlü, gözleri keskin bir bünye olarak her şekil ve şartta eskiden tanıdığım insanları görüp tanıyabiliyorum. Ve olaylar genelde saniyelik hadiseler olduğu için de kimsenin yolunu kesmiyor, kaldığım yerde hayatıma devam ediyorum. Bu noktada şu ikileme düşüyorum, acaba seslenip, iki konuşsa mıydım; ardından da “yahu sonuçta bunca zamandır konuşmuyorsak, tek sorumlusu ben değilim” savunması ile gönlümü rahatlatıp, görüşmemek ikili tercihtir diyerek konudan uzaklaşıyorum.
  • Aslında ben “ne yapıyorsun?” sorusundan ultra nefret ediyorum sayın okur. Ne mi yapıyorum? Bana sorarsanız hiçbir şey, bir insanın yapabileceklerinden bikuple seçtim, takılıyorum. Şurada çalışıyorum, burada oturuyorum, falan filan genelde çok da gerekli gözükmüyor bana. Az biraz yabani olabilir, ya da her yaptığımı buna dayandırıyor olabilirim farkındayım.
  • Benim gözümde yazı güzel kılan şey meyveleri..Artık mevsiminde hiçbir şeyi yiyemesek de, yine de eriğin, kirazın, karpuzun ve en önemlisi incirin habercisi olan mevsime heyecanla beklemek kadar güzel bir şey olamaz.
  • Meyvelerin mevsimsellik etkisinden ötürü canımın içi iğrenç bir tatla Nisan ve Mayıs aylarında satılmasının da yasaklanmasını rica ediyorum.
  • Ve bendeniz olağan arz- talep dengesinden, ortadan kalkan meyvenin kıymete bindiğini iddia ediyorum. Mesela bir anket yapsak çoğu insanın en sevdiği meyve isminde sanırım elma yazmaz. Aslında hepimiz elma olunca yeriz ama aklımıza “bir elma olsaydı da yesekdik” diye bir fikir düşmez.
  • Gözden uzak olan gönülden uzak olur mantığına inanmayın iktisatçılar biliyor bu işi ve dedikleri gibi kısılan arz talebi arttırır.
  • Yaz gelmesi nedeniyle her faninin girmesi gereken “hafiflemem lazım” psikolojisini hiçbir şekilde eyleme sokmadığım ve üstüne üstlük hala yemek düşündüğüm için bu yaz benim için biraz sancılı geçecek ondan da adım gibi eminim.
  • Kararsız bünyelere ettiğim laflar sonunda iyiden iyiye kararsız bir bünye olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum. Spor salonu için ciddi ciddi görüşmeler yapıyor ama bir türlü aksiyon alamıyorum. Üstüne bununla da yetinmeyip, yemek ivmemi hızlandırıyorum. 
  • Bir de spor salonu satışçıları sayesinde ciddi bir “hayır diyebilme” eğitimi alıyorum ki, yakında tüm satışçılar korksun benden. Her spor salonu satışçası size evet dedirtene kadar sapığınız olacaktır. Bu yüzden bir spor salonuna çok emin olmadan kesinlikle numaranızı falan vermeyin.
  • Özellikle bir görüşme anım var ki, videosunu çekip sizinle paylaşmayı gerçekten çok isterim. Bu kadar antipatik halde yapılan satıştan nasıl bir beklentiniz olur inanın anlayamıyorum. İstanbul’da her şeyim varmış gibi, keşke bir yazlığım olsaydı, hafta sonları da trafik derdim olsaydı da, bu spor salonları ile muhatap olmasaydım diyor, kaldığım yerden ikilemlerinde gidip geliyorum.
ps. Uzun zamandır aklımı kurcaladığı için twitter'da yaptığım sorguyu buraya da taşıyorum;
  • Limon sizce meyve midir? Meyve değilse nedir?
  • Ağaçta yetişen bir şey sebze olabilir mi?
  • Zeytin bu noktada hangi klasmandadır?
ps.2. Başlık şarkısı Kutlama- Sezen Aksu

1 yorum:

farawaysoclose dedi ki...

limon olsa olsa salata sosudur :))