15 Mayıs 2011 Pazar

"geceyi uyutan gündüz yüzlü kız"


Bir önceki de mevzu bahis olan Berkun Oya ile yollarımızın bir türlü kesişmemesinden mi, blogspot'un kapayı yemesinden midir bilinmez Perşembe günü yazdığım iki yazı bir şekilde  uçup gitti. Taslaklarda bile bulamadığım yazıyı reade sayesinde gören bilen feri'den rica edip, yazıya ulaşmıştım ki, blog'da da yazılar görünmeye karar verdi. Teknoloji dediğin şeye güvenmeyeceksin, her zaman yedekli çalışacaksınız dediğinizi duyar gibiyim ama yine de sormak isterim Berkun Oya'nın hiç mi suçu yok:)
Her şeye rağmen Cumartesi günü normal normal izleyebildik "güzel şeyler bizim tarafta'yı".  Bize Kusburnugiller ailesi de eşlik ettiği için oyundan önce bol bol Leyla ile Mecnun repliği üzerine geyik yapabildik.

Bugün tekrar üniversiteye gitsem bilgi üniversitesinin Santral kampüsü okumak istediğim 3 yerden biri olurdu herhalde. Bu yüzden orada kahvaltı, oyun vb nedenlerle bulunmayı gerçekten seviyorum. Hele ki gelmez denilen baharın geldiği Cumartesi akşamı, sakin sakin oyunu yemyeşil bir ortamda beklemek de oyundan sonra birden kalabalıklaşan ortamı görmek de gençliğe olan özlemimi daha da katmerledi. 
Güzel Şeyler Bizim Tarafta ise Berkun Oya'ya duyduğum o tuhaf hissiyatların (iyi manada) perçinlenmesine vesile oldu. Oyun 70 kişilik bir salonda oynanıyor ki, benim algımda o kadarlık bir yer değil. Havalandırma sistemi muhtemelen yok, konfor denilen şeyse ( o kötü sandalyeler) tamamen bir hayal. 

Peki bunlar oyunun başarısını gölgeler mi? Bana göre hayır.

Çünkü ne Berkun Oya normal bir insan, ne de Krek Tiyatro Topluluğu bildiğimiz tiyaro. Mesela oyun bir camın ardında, kulaklıklar aracılığı ile izliyorsunuz. Yani tv ile tiyatro karşımı bir 3 boyut tecrübesi yaşıyorsunuz diyebilirim. 

Yalanım yok, oyunda sıkıldığım bazı anlar oldu ama sonradan oyunun konusunu düşününce can sıkıntısını da normal karşılar oldum.  

Bartuğ Küçükçağlayan'ın normal halini göremediğim için, oyundaki performansında ne kadarı kendisi ne kadarı Orhan pek emin olamadım.

Ayşe (Öykü Karayel) ise hem güzelliğiyle, hem lafı gediğine koyan replikleriyle bence kesinlikle oyunun yıldızı.

Zaman geçip, detaylıca düşününce oyunun diyaloglarını daha bir idrak ediyor ve etkileniyorsunuz, en azından bana öyle oldu. 

Festen ile kıyaslamak mantıklı olmaz biliyorum ama yine de söylemem lazım, Güzel Şeyler Bizim tarafta Festen kadar etkilemedi beni. Festen'de oyunun produksiyon kısmından da çok etkileniyorsunuz, GŞBT'da da ise gözümüzün önündekilere değinen konu ve replikler oyunu farklı kılıyor. 
Yani bana sorarsanız, iki oyunu da tez vakitte izleyin, hele ki Festen seneye oynamayacağından 28 Mayıs'a kadar gidin görün derim. 

Berkun Oya'nın da o jöleli saçlardan sıyrılıp, sakalını da azaltmasının kendisine şekil ve şemaen yaradığını belirtirim. 

ps. peki o yırtık ayakkabılar ve gömleğin oyunla bir alakası varsa, bana onu söyler misin sevgili Bartu?

ps.2. başlık şarkısı gündüz yüzlü kız ile pilli bebek

3 yorum:

Fery... dedi ki...

yola birlikte çıkmıştık, sen izledin ben de izlerim inşallah en kısa zamanda :)

malumafatrus dedi ki...

bence sezon bitmeden kesinlikle izle feri, ama 28 Mayıs'tan önce festen'i de izle:)

kusburnu dedi ki...

bu insanlar neden zıplıyor?