3 Mayıs 2011 Salı

"the best thing you ever had has gone away"

Olağan sıkılganlığım ve dikkat dağınıklığımdan mütevellit klasik tiyatro ile pek haşır neşir bir insan değilim..Bu yazıyı yazarken de farkediyorum ki, gittiğim tek tük oyunlara da bildiğimiz tiyatrodan farklı kokusunu aldığım için gitmiş, pek de bahtiyar olmuşum.
DOT tiyarosuyla bugüne kadar tanışmamam kendi üşengeçliğim ve ayıbımdır. Her şeyi geçtim malafa’yı izlemeyi gerçekten çok isteyip, istemekten icraate nedense bir türlü geçememiştim. Bu beceriksizliğime rağmen festen kutlamayı izlemeyi gerçekten çok istiyordum. Sanırım bundaki en büyük etken twitter’da oyunun bazı oyuncularını takip etmemdi.

Biletix’den nefret etmem ve oyun biletlerinin hemen tükenmesinden ötürü birkaç kez pas geçtiğim oyuna şans kader kısmetle bu Pazar günü için bilet bulabildim.

Prensip olarak Pazar geceleri evde oturmayı tercih ediyorum ki, ruhum Pazartesi’ye yavaş yavaş adapte olsun. Hem artık Pazar demek Behzat Ç demek ki, kendisine Pazar gecesi depresyonunun ilacı desek yeridir. Buna rağmen oyun sadece Cumartesi ve Pazar günleri oynarken, bir seferden bir şey olmaz diyerek düştük yollara.

DOD Koleksiyon , Sarıyer’de ve siz oyunu Koleksiyon mağazasının içinde beklerken, tiyatroya geldiğinizden ziyade bir galeriye geldiğinizi düşünüyorsunuz. DOT’un sitesinde ısrarla vurgulanan “oyunlar belirtildiği zamanda başlar” uyarısının benim gibi dakik bir bünyeyi nasıl mutlu ettiğini varın siz düşünün. Hatta öyle bir beklenti duydum ki saat 20.55’de neden oyun alanına geçmiyoruz diye de kapris yapmaya başladım. Kaprisimin ne kadar yersiz olduğunu 21.01’de başlayan oyunla anladım.

Oyunu bilmeyenler için spoiler içermeden kısaca şu notu düşmeliyim. Oyunun ilk 5 dakikası dışarıda oynanıyor. Ve kader bu ya, o 5 dakikada yağmur iyice artıyor. Özellikle bu sene milletçe yağmurla bütünleştiğimizden yağmurluklar dağıtılıyor ve sonrasında bir güzel akşam başlıyor. 5 dakika sonrasında ise oyunun devamı bir çadırda oynanıyor.

Ben ki dediğim gibi dikkati dağınık bir insanım, bir dakika bile kopmuyorum oyundan. Çünkü izlediğim şeyi oyun olarak görmedim ki bence festen’in en büyük başarısı da burada bence. Seyirciyle bu kadar yakın bir oyun sergilmekse kendi vizyonumca çok kolay bir şey değil ki, bu anlamda oyuncuları da ayrıca tebrik etmek gerekir.
DOT tiyatrosunu az çok bilenler oyunun toz pembe bir konuya değinmediğini, içinde bolca küfürler geçtiğini de az çok tahmin edecektir. Bundan sonrasını yazmaktansa olayı hayalgücünüze bırakmayı tercih ediyorum. Oyuna gitmeyi isteyen ama benim gibi sürekli öteleyenlere de Festen Kutlama’nın 29 Mayıs’a kadar son 8 oyununu oynayacak olduğunu ve seneye tekrar sahne almayacağını hatırlatmayı boynumun borcu sayarım.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Dışarıdan çadıra girilen anda fenerle birileri yol gösterse hiçbir karmaşa olmadan herkes yerini alabilir diye düşünüyorum.
  • Sanırım çadırın içi sert kış şartlarına göre ayarlandığı için çok sıcak ki, özellikle hep bir aksiyon içinde olan oyuncuların nasıl terlediğini de gayet iyi görebiliyorsunuz.
  • Bilet fiyatları, alışageldik tiyatro oyunlarına göre pahalı sayılabilir. Ama oyunun sadece 2 gün oynandığını ve maksimum 200 ( hadi 250) kişilik bir seyirci kitlesiyle oynandığını düşününce o sahne, dekor için aslında o paraya rağmen çok da karlı bir oyun olmadığını idrak ediyorsunuz.
  • Oyunun müzikleri, o şarkıların seslendiriliş şekilleri de bence harika. Gerçi bir ara o kadar hararetli ortamda gayet cool şekilde mandolin çalan çocuğu görmek gayet sinirimi bozdu, bunu da itiraf etmeliyim. 
ps. başlık şarkısı Radiohead, High&Dry, oyunu izleyenler başlık için neden bu şarkıyı seçtiğimi az çok tahmin edebilir.

Hiç yorum yok: