29 Mayıs 2011 Pazar

"ben hâlâ dolaşıyorum avare hani görsen, enikonu divane"

  • Henüz tv'de izlemesek de, eksi sözlük sayesinde Nİhat Doğan'ın nba doğu finali maçını canlı canlı izlediğindan haberdar olduk.  Güzide yurdumuzda nba maçı izleyeceğim diye binbir genç gecenin bir vaktinde uyanırken, hepsinin hayalini Acun Ilıcalı sayesinde Nihat Doğan gerçekleştirmiş. 
  • Nihat Doğan'In basketbola ne kadar ilgi duyduğunu bilmiyorum, diyelim ki gerçek bir fanatik. O zaman gerçekten şahane bir ödül olduğuna itirazımız olamaz.  Bu noktada eski bir basketbolsever olarak hayatın adaletini sorgulayacak değilim, keza ben o sorgu işini bırakalı çok oldu. Benim aklımın takıldığı nokta, pek muhteşem Amerikan vizesi. Hepinizin malumu, 3. dünya ülkesi olduğumuz için vize meftumunda tüm sülalemizin gelmişi geçmişini mali tablosuyla beraber dünya gerzeği insanların onayına sunuyoruz, onlar da izin verirse ancak bu sayede değerli ülkelerine ayak basabiliyoruz.
  • Bu noktada, tuvalet dahi kullanmayan adamların vize alma meftumunu anlamlandıramıyorum. Aklıma tek bir çıkış noktası geliyor ki, yarışma öncesinde hepsinin bu vizeyi almış olması. Tabi yine bu noktada, Nihat Doğan'a hangi sıfatla vize veriliyor, bunu da bilahere sorgularım.
  • An itibariyle kafamda yıldızlar çaktı. Bu Nİhat Doğan, seda sayan'la beraber olduğu dönemde mali ve zevcesi tuğba ile beraber bir amerikanya seyahati yapmıştı ki, o zaman aldıysa vizeyi, muhtemelen süresi de 10 yıldır, ondan zaten vizesi mevcuttur diye kendi yaptığım sorguyu çürütüyorum. (fazla magazinel not; hatta bu seyahatte Seda Sayan hamile kalmış ama uçak yolculuğu nedeniyle de sanırım bebeğini haberi olmasan kaybetmişti)
  • Tüm bu programlar ödüller sayesinde de derin bir çıkarıma varıyorum ve diyorum ki, dünyanın en olmamış adamları dünyanın en olunmak istenen yerlerinde karşınıza çıkacaktır, bu nedenle kendinizi neden ve niçinle yormayın, ratingdir (paradır, şanstır, kısmettir vb) sebep deyip geçin sayın okur.
  • Hayata servis uykusuyla tutunduğum için, boş kaldığım her dakikada kitap okumayı tercih ediyorum. Bu sebeple kuaförlerde geçirdiğim atıl zamanda genelde elimde hep bir kitap vardır. (Eskiden aynı anda birden fazla kitap nasıl okunur derdim ki, farklı kategoriler ve ruh halleriyle birden fazla kitabı da okumaya alışır oldum.) Bu nedenle de kuaförlerin nezdinde hep bir entel tiplemem oluyor.
  • Bol muhabbete alışık kuaförler, kafasını kitaba dayamış bir müşteriye de pek alışık olmadıkları için illa ki "hep böyle okur musunuz", "okumadığınız kitap kaldı mı" sualleri ile konuya dahil olmaya çalışır. 
  • Ben de o noktada kitabı kapatıp, azıcık muhabbet çevirmem gerektiğini idrak ediyor ve yapmacık gülümsememle yola devam ediyorum. Sürekli gitmediğim bir kuaförün yaptığı "saçınızı nerede kestirdiniz, nerede boyattınız?" sorularına ise itinayla Bandırma'da cevabı verip, konudan sıyrılmaya çalışıyorum. Cevabım ne olursa olsun, o yapılana burun bükme halini de takdir edersiniz ki  kuaförlerimizin genel hastalığıdır. 
  • Bu yüzden en şahane kuaför, bu sorgulara girmeyen benim kuaförümdür; bu çağrışıma vesile olan İsmail abi ise bir sonraki yazı konum olacaktır...
ps. Survivor Tefik sen ne cibiliyetsiz bir insansın ya? Çok sevdiğim Tevfik isminden de soğudum senin yüzünden. 

ps.2. başlık şarkısı Sezen Aksu- Unuttun mu beni ?


Hiç yorum yok: