20 Nisan 2011 Çarşamba

"tüm renkler siyah üstüne beyaz ,gölgeler yok geceler beyaz"


Kişisel sorgu cetveliniz malumafatrus, yaşıyorsunuz ama neden yaşıyorsunuz sorusunu sizin için soruyor?

yaşınız kaç olursa olsun, eğer üniversiteye gittiyseniz sınavdan hemen önceki senede (gitmediyseniz işe hayatına başladığınız seneden hemen önce) o döneme dair hayat planlarınızı hatırladığında; planladığım yolda ilerliyorum mu diyorsunuz yoksa nereden nereye gelmişim mi?

Merak ediyorum, gayet benim çizgimde ilerliyor hayat çizgim diyen bir ermiş var mı hayatımızda?
Ben misal o zaman ya gerçekten adam akıllı hayal kurmuyordum ya da kurduğum hiçbir hayal gerçek olmadığından onları hayal diye hatırlatamıyorum. Yani geçmişe dönük planlarımın tek tuttuğu yer sanırım ev arkadaşım. Lisede kurduğumuz beraber yaşama hayallerini üniversitede yollarımız ayrılmasına rağmen gerçekleştirdik. Bir de üniversite döneminde, levent'te kuleler civarına denk düştüğüm bir vakit, burda çalışıyım ben dediğim de şans kader kısmet unsuruyla gerçekten orada olmuştu ilk işim.

Buradan yaptığım çıkarım, insanın savunma mekanizması gereği  gerçekleşen hayalleri hatırlayarak, gerçekleşmeyip yolundan sapanları yokmuş gibi yapması. Ya da bu sadece bana özgür bir hal ama genelleyip kendimi normalleştirmeye çalışmaktayım.

Yazmaktan vazgeçmeyeceğim bir şey var, hayatınızda bir dönem çok değer verdiğiniz insanları gün gelip hatırlamıyor, ya da zamanında nefret ettiklerinizle çok güzel bir dostluğa başlıyorsunuz. Bazen bu kadar major olmuyor bu değişimler ve sizin alakasız bir noktada hayatınıza giren kişiyle, yıllar sonra farklı bir formatta biraraya gelince "nereden nereye" diyor ve yaşlanıyoruz galiba şeklinde korkularınızı dillendiriyorsunuz.

Yani yine "hayatta hiçbir şey boşu boşuna olmuyor" diye düşünme vakitlerindeyim sayın okur. Karşılaştığımız her sahne/kişi bir şeylerin temelini atıyor biz farketmesek de. 
Bu felsefeyle yola çıkıp hayatınızdaki her şeyi "bu bir mesaj mı" diye yaşamaya kalkarsanız, muhtemelen paranoyak olur, hayatın bütününden olmayacak anlamlar çıkartırsınız ama yine de arka planda bu bilinci uyanık tutmakta bir sakınca görmüyorum.

Bununla birlikte önce İnci Aral sonrasında Hakan Günday da tesadüfün kesişen hayatlarının dozunun gözümüze gözümüze sokulmasından fevkalade sıkılmış durumdayım. Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse, tesadüfün olduğu yerde her şeyin kolayına kaçılıyor gibi geliyor bana. İşi matematikleştirmek bir noktada okurun hayal gücüne dur demek gibi geliyor ya da ben kitapları beğenmemek için mazeretler üretiyorum kendimce.

Galiba en çok bazı kitaplara çok büyük anlamlar yüklediğimden böyle çıkarımlara varıyor ve kendi hayal kırıklığı zeminimi hazırlıyorum.

Bu satırlarımı da "insanın kendininin farkında olması da güzel be blog" diye bitirmeyi de (kişisel gelişimin gözü kör olsun) boynumun borcu sayıyorum. 

ps. başlık şarkısı Kül- Uykumuza

6 yorum:

varol döken dedi ki...

hayallerimin gerçekleşmesi demeyelim ama ben çok istersen yaparsın ekolüne inandığım için, çok istediğim her şeyi gerçekleştirdiğime inanıyorum... ya da gerçekleşmiş olan şeyleri çok istediğime kendimi inandırmayı tercih ediyorum...

zaten bunlar epi topu 3-4 şey, üniversite, film çekmek, reklama girmek, kendi evime çıkmak... son gelişmeyi hayal ya da istekten çok tesadüflere bırakırsam dengeyi tutturmuş sayılır mıyım sayın blog sahibesi:)

yorumuma tivitir kullansam hemen oraya da yapıştırıvereceğim bir aforizmayla veda edeyim:

"gerçekleşmiş bir hayalden daha büyük bir hayal kırıklığı yoktur."

varol döken dedi ki...

hakan günday'ın kitabını beğenmediğimizi mi varsayıyoruz buradan?

malumafatrus dedi ki...

aynen öyle oldu sayın döken. Yani en hızlı okuduğum Hakan Günday kitabı oldu ama spoiler olsa da yazayım mutlu son ve hakan günday isimlerinin yanyana gelmesi beni bozdu:)

varol döken dedi ki...

yalnız fena spoiler oldu bu hakikaten:) neyse dediğim gibi eskisi kadar büyük beklentilerle okumadığım için yolda gider mantığıyla alırız onu da...

Fery... dedi ki...

düşündeki hayatı yaşamayıp kendine yakıştırılan hayatı yaşayan bireylerle dolu bu coğrafyada sana istediğin cevabı verecek kişi sayısı nedir meraktayım gerçekten...

farawaysoclose dedi ki...

**uzun uzun yazasım vardı, feci spoiler içeriyor**

bir solukta okunan ve okundukça "keşke sonuna gelmesem, sonlara doğru saçmaladı, başlarda kalsaydım hep" dedirten bir kitap. Hakan Günday'ın diline bayılıyorum. bir cümleyi anlamak için dönüp dönüp 40 kere okumanız gerekmiyor. (elif şafak gibi!!). akıyor roman durmuyor, nehir gibi.
3'e bölersek romanı, ilk bölüm çok başarılı. güneydoğulu kızın da, istanbulda gecekonduda yaşayan oğlanın da yaşadıkları çok acıtıcı (bazı yerleri içim kaldırmadı) ama çok gerçekci. evet gerçekten bu kadar kötü hayatlar yaşanıyor bu topraklarda. sonra.. ikinci bölüm diyeyim. kızın da oğlanın da "okumayı" öğrendiği bölüm.. bi saçmalama başlıyor. yok artık!lar birbirini kovalıyor. son bölümde bütün romanın havası kaçtı. ilkokul 4e kadar okumuş kızın ingiliz edebiyatı bölümünü dereceyle bitirmesi??!! hem de yıllar boyu başına gelenlerden sonra?!

malumafatrus a hak veriyorum. Hakan Günday bir daha mutlu son yazmasın.